1918 yılı, yalnızca Osmanlı Devleti için değil, Kafkasya’nın tamamı için de tarihsel dengelerin yeniden kurulduğu bir dönüm noktasıydı. Bir imparatorluk çözülürken yenileri doğuyor, eski sınırlar anlamını yitirirken haritalar neredeyse her ay yeniden çiziliyordu. Tam da bu karmaşık dönemde imzalanan Batum Antlaşması, kısa ömürlü olmasına rağmen Kafkas siyasi tarihinin en dikkat çekici belgelerinden biri olarak öne çıktı.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Batum Antlaşması çoğu zaman yalnızca Osmanlı Devleti ile Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan arasında imzalanmış diplomatik bir belge olarak değerlendirilir. Oysa dönemin şartları incelendiğinde bunun çok daha fazlası olduğu görülür. Antlaşma, Birinci Dünya Savaşı’nın son yılında Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’da kurmaya çalıştığı yeni düzenin hukuki çerçevesini oluştururken, aynı zamanda yeni bağımsız devletlerin uluslararası meşruiyet arayışına da sahne olmuştur.
Ancak tarihin ilginç yönlerinden biri burada ortaya çıkar. Büyük umutlarla hazırlanan Batum düzeni yalnızca birkaç ay yaşayabilmiş, Mondros Mütarekesi’nin ardından neredeyse tamamen geçerliliğini kaybetmiştir. Buna rağmen etkileri, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğu sınırlarının oluşum sürecine kadar uzanan önemli tartışmaların başlangıç noktalarından biri olmuştur.
Brest-Litovsk Sonrası Değişen Dengeler
Batum Antlaşması’nı anlayabilmek için birkaç ay öncesine gitmek gerekir.
1917 Bolşevik Devrimi sonrasında Rusya, Birinci Dünya Savaşı’ndan çekilme kararı aldı. Yeni Sovyet yönetimi savaşın sürdürülmesini ekonomik ve siyasi açıdan sürdürülemez görüyordu. Bunun sonucu olarak 3 Mart 1918 tarihinde Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı.
Bu gelişme yalnızca Osmanlı Devleti açısından değil, bütün Kafkasya için yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Brest-Litovsk ile birlikte;
- Kars
- Ardahan
- Batum
yeniden Osmanlı Devleti’ne bırakıldı.
Fakat mesele yalnızca üç sancaktan ibaret değildi.
Rus ordusunun çekilmesiyle birlikte bölgede büyük bir otorite boşluğu oluştu. Bu boşluk kısa sürede etnik, siyasi ve askerî rekabet alanına dönüştü.
Ermeni birlikleri, Gürcü yönetimi, Azerbaycanlı siyasi hareketler, yerel milisler, Alman nüfuzu, Osmanlı ordusu ve ilerleyen dönemde İngiliz kuvvetleri aynı coğrafyada farklı hedefler peşinde hareket ediyordu.
Bu nedenle Batum’da yürütülen görüşmeler yalnızca sınır belirleme amacı taşımıyordu; Kafkasya’nın geleceği tartışılıyordu.
Transkafkasya Federasyonu Neden Dağıldı?
1918’in ilk aylarında Güney Kafkasya tek bir siyasi yapı altında birleşmeye çalışmıştı.
Bu yapı, Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti olarak bilinir.
Ancak federasyon oldukça kırılgan temeller üzerine kurulmuştu.
Çünkü;
- Gürcülerin dış politika beklentileri farklıydı.
- Ermenilerin güvenlik öncelikleri farklıydı.
- Azerbaycanlı temsilciler ise daha farklı stratejik hedeflere sahipti.
Osmanlı Devleti ile yürütülen müzakerelerde ortak hareket etmek giderek zorlaştı.
Mayıs 1918’e gelindiğinde federasyon fiilen çözüldü.
Ardından sırasıyla;
- Gürcistan
- Ermenistan
- Azerbaycan
bağımsızlıklarını ilan ettiler.
İşte Batum Antlaşmaları bu yeni devletlerin ilk uluslararası anlaşmaları arasında yer aldı.
Osmanlı Devleti’nin Kafkasya Politikası
1918 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin hedefleri yalnızca Brest-Litovsk sınırlarını geri almak değildi.
İttihat ve Terakki yönetimi özellikle Enver Paşa’nın etkisiyle Kafkasya’da daha geniş bir siyasi alan oluşturmayı hedefliyordu.
Bazı tarihçilere göre amaçlardan biri;
- Doğu Anadolu’nun güvenliğini sağlamak,
- Rusya’nın yeniden bölgeye dönmesini engellemek,
- Azerbaycan ile kara bağlantısı kurmak,
- Bakü petrolüne ulaşabilmekti.
Bazı araştırmacılar ise bu hedeflere ek olarak Türk ve Müslüman topluluklarla siyasi bütünleşme düşüncesinin de etkili olduğunu ileri sürmektedir.
Bununla birlikte tarih yazımında bu konu farklı şekillerde yorumlanmaktadır.
Alternatif bir bakış açısına göre Osmanlı yönetiminin önceliği geniş çaplı bir yayılma değil, savaşın son safhasında doğu sınırlarını güvence altına almaktı.
Her iki değerlendirme de dönemin belgelerinde belirli ölçüde karşılık bulmaktadır.
Batum Görüşmeleri Nasıl Gerçekleşti?
Müzakereler Batum’da Mayıs ve Haziran 1918 boyunca devam etti.
Osmanlı heyetine dönemin deneyimli diplomatları ve askerî temsilcileri katıldı.
Karşı tarafta ise artık birbirinden bağımsız devletler vardı.
4 Haziran 1918 tarihinde;
- Osmanlı Devleti ile Ermenistan,
- Osmanlı Devleti ile Azerbaycan,
- Osmanlı Devleti ile Gürcistan
ayrı ayrı antlaşmalar imzalandı.
Bu nedenle tarih literatüründe zaman zaman “Batum Antlaşmaları” ifadesi de kullanılmaktadır.
Her devletle yapılan düzenleme kendi siyasi şartlarına göre şekillendirilmişti.
Ermenistan ile Yapılan Batum Antlaşması
En dikkat çekici belge Ermenistan ile imzalanan antlaşmaydı.
Yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti oldukça sınırlı bir coğrafyada varlığını sürdürebiliyordu.
Osmanlı ordusunun askerî ilerleyişi nedeniyle Ermeni heyeti oldukça zor şartlarda masaya oturmuştu.
Antlaşma sonucunda Ermenistan;
- önemli miktarda toprak kaybetti,
- askerî faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul etti,
- Osmanlı Devleti ile diplomatik ilişkileri düzenledi.
Bazı araştırmacılar bu belgeyi Ermenistan tarihinin en ağır diplomatik anlaşmalarından biri olarak değerlendirmektedir.
Ancak antlaşmanın uygulanma süresi oldukça kısa olmuştur.
Azerbaycan ile İmzalanan Antlaşmanın Önemi
Azerbaycan açısından Batum Antlaşması farklı bir anlam taşıyordu.
Yeni kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti uluslararası destek arıyordu.
Osmanlı Devleti ise bu yeni cumhuriyeti tanıyan ilk devletlerden biri oldu.
Antlaşma;
- askerî iş birliği,
- diplomatik tanıma,
- ekonomik ilişkiler,
- güvenlik desteği
gibi maddeleri içeriyordu.
Bu anlaşma sonrasında Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu’nun faaliyetleri daha belirgin hale geldi.
Eylül 1918’de Bakü’nün ele geçirilmesi sürecinde Batum’da oluşturulan diplomatik zeminin önemli katkısı olduğu kabul edilmektedir.
Gürcistan ile Kurulan Diplomatik Denge
Gürcistan ise farklı bir dış politika izliyordu.
Almanya’nın desteğini alan Gürcü yönetimi Osmanlı Devleti ile doğrudan çatışmadan kaçınmayı tercih etti.
Bu nedenle Batum Antlaşması iki taraf arasında belirli bir denge oluşturdu.
Ancak Alman nüfuzu ile Osmanlı çıkarlarının zaman zaman örtüşmediği bilinmektedir.
Dolayısıyla Gürcistan cephesindeki diplomatik süreç oldukça hassas ilerlemiştir.
Antlaşmanın Maddeleri Ne Öngörüyordu?
Her devletle imzalanan metin farklı olsa da ortak bazı ilkeler bulunuyordu.
Bunlar arasında;
- sınırların belirlenmesi,
- diplomatik ilişkilerin kurulması,
- ulaşım hatlarının düzenlenmesi,
- ticaret yollarının açılması,
- askerî iş birliği,
- güvenlik konuları
yer almaktaydı.
Özellikle demiryolu hatlarının kontrolü dönemin ekonomik dengeleri açısından büyük önem taşıyordu.
Bakü petrolü, Karadeniz limanları ve Kafkas geçitleri yalnızca bölgesel değil uluslararası güçlerin de dikkatini çekiyordu.
Kafkas Düzeni Gerçekten Kurulabildi mi?
İlk bakışta Batum Antlaşması Osmanlı Devleti’nin diplomatik başarısı gibi görünmektedir.
Gerçekten de birkaç ay içinde;
- Brest-Litovsk kazanımları korunmuş,
- yeni devletlerle ilişkiler kurulmuş,
- Kafkasya’da Osmanlı etkisi önemli ölçüde artmıştır.
Ancak tarihte bazı diplomatik başarılar askerî ve uluslararası gelişmeler karşısında kalıcı olamaz.
1918 yazı boyunca savaşın genel dengesi İttifak Devletleri aleyhine değişmeye başladı.
Almanya’nın Batı Cephesi’nde geri çekilmesi Osmanlı Devleti’ni de doğrudan etkiliyordu.
Dolayısıyla Batum’da kurulan siyasi düzen sağlam temellere oturamadan uluslararası şartlar değişmeye başladı.
Mondros Mütarekesi Her Şeyi Değiştirdi
30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalandığında Batum Antlaşması’nın büyük bölümü fiilen uygulanamaz hale geldi.
Osmanlı ordusu Kafkasya’dan çekilmeye başladı.
Boşalan alanlara;
- İngiliz birlikleri,
- yerel yönetimler,
- ilerleyen süreçte Bolşevik kuvvetler
hakim olmaya başladı.
Böylece yalnızca birkaç ay önce oluşturulan diplomatik düzen tamamen değişti.
Batum Antlaşması yürürlükte kalmasına rağmen uygulama zemini ortadan kalkmıştı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Sınırlarına Uzanan Etkiler
Her ne kadar Batum Antlaşması kısa ömürlü olsa da sonraki gelişmeleri etkilemiştir.
1918-1921 arasında;
- Kars Antlaşması,
- Gümrü Antlaşması,
- Moskova Antlaşması
gibi yeni diplomatik belgeler hazırlanırken Batum’daki deneyimler de dikkate alınmıştır.
Türkiye’nin doğu sınırlarının oluşum süreci incelendiğinde Batum görüşmelerinin diplomatik hafızada önemli bir yer tuttuğu görülmektedir.
Bazı tarihçilere göre Batum, sonraki sınır müzakereleri için bir ön hazırlık niteliği taşımıştır.
Büyük Güçlerin Sessiz Rekabeti
Kafkasya yalnızca Osmanlı Devleti ile yeni cumhuriyetlerin mücadelesinden ibaret değildi.
Almanya bölgedeki ekonomik çıkarlarını korumaya çalışırken İngiltere özellikle Bakü petrolü üzerinde etkili olmayı hedefliyordu.
Bolşevik Rusya ise iç savaş nedeniyle geçici olarak geri çekilmiş görünse de Kafkasya’dan tamamen vazgeçmiş değildi.
Bu nedenle Batum Antlaşması uluslararası güç dengelerinin kesiştiği bir noktada ortaya çıktı.
Bazı araştırmacılar antlaşmanın kısa ömürlü olmasının en önemli nedenlerinden birinin de bu çok katmanlı rekabet olduğunu savunmaktadır.
Tarih Yazımındaki Farklı Değerlendirmeler
Batum Antlaşması günümüzde farklı tarih ekolleri tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır.
Türk tarih yazımında belge çoğunlukla Osmanlı diplomasisinin savaşın son dönemindeki önemli başarılarından biri olarak değerlendirilir.
Ermeni tarihçiliğinde ise antlaşma, yeni kurulan devletin ağır askerî baskı altında kabul etmek zorunda kaldığı zorlayıcı bir düzenleme olarak ele alınmaktadır.
Gürcü ve Azerbaycan tarih yazımlarında ise bağımsız devletlerin ilk uluslararası diplomatik deneyimlerinden biri olması bakımından ayrı bir önem taşır.
Alternatif bir bakış açısına göre Batum Antlaşması’nın asıl değeri, uzun süre yürürlükte kalmış olmasından değil, Birinci Dünya Savaşı’nın son aylarında Kafkasya’nın siyasi geleceğine dair ortaya koyduğu vizyondan kaynaklanmaktadır.
Kafkasya’nın Kısa Süren Yeni Haritası
1918 yazında Batum’da çizilen siyasi tablo uzun ömürlü olmadı. Ancak tarihsel süreç yalnızca kalıcı sonuçlarla değil, geçici düzenlerin bıraktığı etkilerle de şekillenir. Batum Antlaşması bunun dikkat çekici örneklerinden biridir.
Osmanlı Devleti’nin savaşın son yılında Kafkasya’da kurmaya çalıştığı diplomatik denge, birkaç ay sonra uluslararası gelişmeler nedeniyle dağılmış olsa da, bölgede sınır, egemenlik ve uluslararası tanınma konularının nasıl ele alınacağına dair önemli bir tecrübe oluşturdu.
Bugün Batum Antlaşması, yalnızca kısa süre uygulanmış bir belge olarak değil; Birinci Dünya Savaşı’nın son evresinde Kafkasya’nın yeniden şekillenme sürecini anlamaya yardımcı olan temel kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Tarihsel belgeler, dönemin diplomatik yazışmaları ve farklı ülkelerin arşivleri birlikte incelendiğinde, bu antlaşmanın yalnızca Osmanlı tarihi açısından değil, modern Güney Kafkasya’nın siyasi gelişimi açısından da dikkate değer bir dönüm noktası olduğu görülmektedir.
Bu Dönemde Öne Çıkan Diğer Antlaşmalar;
- İstanbul Antlaşması (1881) – Yunan Sınırı
- Tophane Antlaşması (1886) – Balkan Düzeni
- Bükreş Antlaşması (1886) – Bölgesel Denge
- İstanbul Antlaşması (1897) – Osmanlı-Yunan Savaşı Barışı
- Uşi Antlaşması (1912) – Trablusgarp Kaybı
- Londra Antlaşması (1913) – Balkan Sınırları
- İstanbul Antlaşması (1913) – Edirne’nin Geri Alınması
- Atina Antlaşması (1913) – Yunan Barışı
- Yeniköy Antlaşması (1914) – Ege Adaları Düzeni
- Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması (1914) – Savaşa Giriş
- Erzincan Mütarekesi (1917) – Rusya Ateşkesi
- Brest-Litovsk Antlaşması (1918) – Doğu Kazanımı
- Mondros Mütarekesi (1918) – Osmanlı’nın Sonu
- Sevr Antlaşması (1920) – Anadolu’nun Paylaşım Planı
- Türk Antlaşmalar Tarihi (1403-1936) – Tüm Antlaşmalar