Keşfet

Anadolu Tarihi

Hititlerden Sonra Anadolu’da Neler Oldu?

Hitit İmparatorluğu çöktüğünde Anadolu tamamen karanlığa gömülmedi. Geç Hitit Beylikleri, Asur baskısı, Luwi kültürü ve unutulmayan tanrılar arasında yeni bir uygarlık doğuyordu.

Türklerden Önce Anadolu

Geç Hitit Beylikleri

Geç Hitit Beylikleri döneminde Anadolu’da taş kabartmalar ve antik şehir yaşamını gösteren sinematik tasvir.
Hititlerden Sonra Anadolu’da Neler Oldu?

MÖ 12. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’nun büyük şehirlerinde duman yükseliyordu. Bir zamanlar diplomasi ağlarıyla Mezopotamya’dan Ege kıyılarına kadar uzanan Hitit İmparatorluğu artık çözülmüş, merkezi otorite parçalanmış, saray ekonomisi çökmüş ve yazılı kayıtların önemli bir bölümü kesintiye uğramıştı. Hattuşa’nın sessizleşmesi yalnızca bir devletin sonu değildi; aynı zamanda Yakın Doğu’nun en karmaşık siyasal düzenlerinden birinin tarihten çekilişiydi.

Ancak tarih çoğu zaman boşluk kabul etmez. Hititlerin ardından Anadolu karanlığa gömülmedi. Aksine, yeni halkların, yerel beyliklerin, göç hareketlerinin ve kültürel dönüşümlerin şekillendirdiği uzun bir yeniden yapılanma dönemine girdi. Bugün “Geç Hitit Beylikleri” olarak tanımlanan siyasi oluşumlar tam da bu kırılmanın ardından ortaya çıktı.

Bu dönem, Anadolu tarihinin en ilginç eşiklerinden biridir. Çünkü bir yandan büyük imparatorluk düzeni çökerken diğer yandan yerel kimlikler güçlenmiş, eski gelenekler yeni kültürlerle birleşmiş ve Anadolu’nun sonraki bin yılını belirleyecek siyasi yapıların temelleri atılmıştır.

Bazı araştırmacılara göre Hititlerin çöküşü ani bir felaket değildi; uzun süredir devam eden ekonomik baskıların, iklim sorunlarının, iç çekişmelerin ve dış saldırıların birleşimiydi. Bazı teorilere göre ise Doğu Akdeniz’de yaşanan büyük sistem krizi Anadolu’daki siyasi dengeleri tamamen değiştirmişti. Deniz Kavimleri hareketleri, ticaret yollarının kesintiye uğraması ve tarımsal üretimdeki sorunlar, merkezi devletleri savunmasız bırakmış olabilir.

Fakat asıl soru şudur: Hititler tarih sahnesinden çekildikten sonra Anadolu’da kimler kaldı?

Bu sorunun cevabı yalnızca arkeolojik kazılarda değil; taş kabartmalarda, Luvice yazıtlarda, yıkılmış surlarda ve unutulmuş şehirlerin katmanlarında saklıdır.

İmparatorluğun Sessiz Çöküşü

Hitit İmparatorluğu, özellikle MÖ 13. yüzyılda Yakın Doğu’nun en güçlü siyasi aktörlerinden biri hâline gelmişti. Başkent Hattuşa’dan yönetilen bu yapı, merkezi bürokrasiye, gelişmiş diplomasi sistemine ve geniş bir vassal devlet ağına sahipti. Mısır ile imzalanan Kadeş Antlaşması yalnızca askeri rekabetin değil, aynı zamanda uluslararası hukuk anlayışının da erken örneklerinden biri olarak kabul edilir.

Ancak büyük imparatorlukların en kırılgan yönü çoğu zaman merkezî yapılarının aşırı bağımlılığıdır. Hitit sistemi de saray ekonomisine, tarımsal verimliliğe ve uzun mesafeli ticaret ağlarına dayanıyordu. Bu ağların bozulması yalnızca ekonomik kriz değil, doğrudan siyasi çözülme anlamına geliyordu.

MÖ 1200 civarında Anadolu ve Doğu Akdeniz’de büyük bir çalkantı başladı. Ugarit gibi önemli liman kentleri yıkıldı. Myken uygarlığı çöktü. Doğu Akdeniz ticaret sistemi parçalandı. Hitit başkenti Hattuşa da bu süreçte terk edildi.

Bazı araştırmacılar bu dönemi “Tunç Çağı Çöküşü” olarak tanımlar. Bu çöküş yalnızca savaşlardan ibaret değildi. Kuraklık, kıtlık, nüfus hareketleri ve iç isyanlar gibi birçok unsur aynı anda etkili olmuş olabilir.

Son yıllarda yapılan paleoklimatolojik çalışmalar, Anadolu’da uzun süreli kuraklık dönemlerinin yaşanmış olabileceğini göstermektedir. Tarımsal üretimin düşmesi, özellikle tahıl temelli ekonomiler için ölümcül sonuçlar doğurmuş olabilir. Hitit tabletlerinde zaman zaman kıtlık ve tahıl sıkıntısına dair ifadelerin görülmesi dikkat çekicidir.

Alternatif bir bakış açısına göre ise sorun yalnızca dış tehditler değildi. Hitit aristokrasisi arasındaki iktidar mücadeleleri ve eyaletler üzerindeki kontrolün zayıflaması da çözülmeyi hızlandırmış olabilir.

Fakat ilginç olan nokta şudur: Hitit devleti çöktü, ancak Hitit kültürü tamamen yok olmadı.

Küllerin İçinden Doğan Beylikler

Hititlerin ardından Anadolu’nun özellikle güney ve güneydoğu bölgelerinde yeni siyasi yapılar ortaya çıktı. Modern tarih yazımında bunlara “Geç Hitit Beylikleri” adı verilir. Ancak bu tanımın kendisi bile tartışmalıdır.

Çünkü bu beylikler yalnızca Hititlerin devamı değildi. İçlerinde Luvi gelenekleri, Hurri etkileri, Arami kültürü ve yerel Anadolu unsurları birlikte bulunuyordu. Bu nedenle bazı araştırmacılar “Suriye-Hitit Devletleri” ya da “Neo-Hitit Krallıkları” ifadelerini tercih eder.

Bu devletler arasında Kargamış, Melid, Tabal, Que, Sam’al ve Gurgum gibi merkezler öne çıkar.

Özellikle Kargamış dikkat çekicidir. Fırat kıyısındaki bu şehir, Hitit İmparatorluğu’nun son döneminde önemli bir yönetim merkeziydi. Hattuşa’nın çöküşünden sonra bile siyasi varlığını sürdürmeyi başardı.

Bugün bazı tarihçiler Kargamış’ı “Hitit geleneğinin son büyük taşıyıcısı” olarak görür.

Şehirde bulunan kabartmalar ve Luvice hiyeroglif yazıtlar, eski imparatorluk kültürünün tamamen ortadan kalkmadığını gösterir. Krallar hâlâ Hitit tarzı unvanlar kullanıyor, tanrılara aynı biçimde adaklar sunuyor ve saray mimarisinde geleneksel öğeleri koruyordu.

Ancak aynı zamanda yeni bir kültürel sentez de ortaya çıkıyordu.

Arami etkisinin giderek güçlenmesiyle birlikte dil yapıları değişmeye başladı. Ticaret ağları Mezopotamya merkezli yeni dengelere uyum sağladı. Anadolu’nun güneyinde daha parçalı, daha yerel ve daha esnek siyasi yapılar gelişti.

Luvi Dünyasının Sessiz Devamlılığı

Hititlerden sonra Anadolu tarihini anlamanın anahtarlarından biri Luvilerdir.

Luvice konuşan topluluklar, Hitit İmparatorluğu döneminde zaten Anadolu’nun önemli nüfus unsurlarından biriydi. Hatta bazı araştırmacılara göre imparatorluğun son yüzyıllarında Luvi kültürü merkezi Hitit kimliğinden daha baskın hâle gelmiş olabilir.

Geç Hitit Beylikleri döneminde kullanılan hiyeroglif yazı sistemi büyük ölçüde Luviceydi. Bu durum, Anadolu’daki kültürel sürekliliğin en önemli kanıtlarından biri olarak değerlendirilir.

Bir başka dikkat çekici unsur ise dini geleneklerdir. Fırtına tanrısı kültü, dağ tanrıları ve bereket ritüelleri Geç Hitit döneminde yaşamaya devam etti. Özellikle taş kabartmalarda görülen tanrı tasvirleri, eski Hitit ikonografisinin dönüştürülmüş biçimleri olarak yorumlanır.

Bazı teorilere göre Anadolu’nun sonraki halk kültürlerinde bile bu eski Luvi-Hitit inançlarının izleri yaşamış olabilir. Elbette bu tür yorumlar doğrudan kanıtlanabilmiş değildir. Ancak Anadolu’nun kültürel hafızasının katmanlı yapısı düşünüldüğünde, eski ritüellerin tamamen kaybolmadan dönüşmüş olması ihtimal dışı görülmez.

Aramiler ve Değişen Güç Dengeleri

Geç Hitit dünyasının en önemli dinamiklerinden biri Arami topluluklarının yükselişidir.

MÖ 1. binyılın başlarında Aramiler, Suriye ve Yukarı Mezopotamya bölgelerinde giderek etkili olmaya başladı. Ticaret ağları üzerindeki hâkimiyetleri ve hareketli toplumsal yapıları sayesinde kısa sürede bölgesel güç unsuru hâline geldiler.

Geç Hitit şehirlerinde Arami etkisi yalnızca siyasi değildi. Dil, sanat ve günlük yaşam üzerinde de belirgin değişimler yaşandı.

Örneğin Sam’al Krallığı’nda bulunan yazıtlar hem Luvice hem Aramice kültürel unsurlar içerir. Bu durum, Anadolu’nun bu dönemde tek kimlikli değil; çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu gösterir.

Bazı araştırmacılar Geç Hitit Beyliklerini “sınır kültürleri” olarak tanımlar. Çünkü bu devletler Anadolu, Mezopotamya ve Levant dünyalarının kesişim alanında bulunuyordu.

Bu sınır karakteri sanat anlayışında da görülür.

Kapı aslanları, ortostat kabartmaları, savaş sahneleri ve dini tören tasvirleri bir yandan Hitit geleneğini sürdürürken diğer yandan Asur ve Arami estetik anlayışlarını yansıtır.

Özellikle Zincirli Höyük’te ortaya çıkarılan eserler bu kültürel karışımın en somut örnekleri arasında kabul edilir.

Asur Gölgesinin Anadolu’ya Yayılması

Hitit sonrası Anadolu’yu şekillendiren en büyük dış güçlerden biri Yeni Asur İmparatorluğu oldu.

MÖ 9. yüzyıldan itibaren Asur kralları kuzeye doğru genişlemeye başladı. Amaç yalnızca toprak kazanmak değildi. Ticaret yollarını kontrol etmek, vergi sistemini genişletmek ve stratejik şehirleri ele geçirmek de büyük önem taşıyordu.

Geç Hitit Beylikleri başlangıçta bu baskıya karşı zaman zaman ittifaklar kurdu. Ancak çoğu küçük ve parçalı siyasi yapılar olduğundan uzun vadede Asur askeri gücüne direnmekte zorlandılar.

Asur yazıtlarında Tabal, Que ve Melid gibi Anadolu krallıklarının vergiye bağlandığı anlatılır. Bazı hükümdarlar Asur’a bağlılık yemini ederek varlıklarını sürdürmeye çalıştı.

Fakat bu durum Anadolu’daki kültürel dönüşümü daha da hızlandırdı.

Asur etkisiyle birlikte yeni yönetim modelleri, askeri organizasyon biçimleri ve sanat anlayışları yayıldı. Kabartmalarda görülen figürler giderek daha sert, daha militarist ve daha propagandacı bir karakter kazandı.

Yine de Anadolu’nun yerel kimliği tamamen kaybolmadı.

Bu dönemin en dikkat çekici özelliklerinden biri, sürekli değişen siyasi baskılara rağmen bölgesel kültürlerin direnç gösterebilmesidir.

Taşlara Kazınmış Hafıza

Geç Hitit Beylikleri hakkında bildiklerimizin önemli bir bölümü arkeolojik buluntular sayesinde ortaya çıktı.

Özellikle Güneydoğu Anadolu’da yapılan kazılar, bu dönemin sanıldığından çok daha gelişmiş bir kültürel yapıya sahip olduğunu gösterdi.

Malatya Arslantepe, Kargamış, Zincirli, Karatepe ve Tell Halaf gibi merkezlerde bulunan kabartmalar dikkat çekicidir.

Bu eserlerde krallar, tanrılar, savaşçılar ve törensel sahneler detaylı biçimde işlenmiştir. Bazı taş bloklarda günlük yaşama dair sahnelerin bulunması da önemlidir.

Örneğin av törenleri, ziyafetler ve dini ritüeller dönemin sosyal yapısı hakkında ipuçları verir.

Karatepe’de bulunan çift dilli yazıtlar ise Anadolu tarihinin çözülmesinde kritik rol oynamıştır. Fenikece ve Luvice yazılmış bu metinler, hiyeroglif Luvice’nin anlaşılmasına büyük katkı sağlamıştır.

Bazı araştırmacılar Karatepe yazıtlarını Anadolu arkeolojisinin dönüm noktalarından biri olarak değerlendirir.

Çünkü bu keşif sayesinde yalnızca bir dil çözülmedi; aynı zamanda Hitit sonrası Anadolu’nun siyasi yapısı da daha anlaşılır hâle geldi.

Friglerin Yükselişi ve Yeni Anadolu

Hitit sonrası dönemde yalnızca güneydeki Geç Hitit Beylikleri değil, Orta Anadolu’da yükselen yeni güçler de dikkat çekmeye başladı.

Bunların başında Frigler gelir.

Friglerin kökeni hâlâ tartışmalıdır. Bazı antik kaynaklar onların Balkanlar üzerinden Anadolu’ya geldiğini öne sürer. Bazı araştırmacılar ise Frig kültürünün Anadolu içindeki daha eski topluluklarla kaynaşarak geliştiğini düşünür.

Ancak kesin olan şudur: MÖ 8. yüzyılda Frigler Anadolu’nun en önemli siyasi güçlerinden biri hâline geldi.

Başkent Gordion, ticaret yolları üzerinde stratejik bir merkezdi. Frig sanatında görülen geometrik desenler, ahşap işçiliği ve anıtsal tümülüsler Anadolu kültür tarihinde ayrı bir yer tutar.

Kral Midas figürü ise tarih ile efsanenin birleştiği bir örnek olarak dikkat çeker.

Yunan kaynaklarında “dokunduğu her şeyi altına çeviren kral” olarak anlatılan Midas’ın ardında gerçek bir siyasi figür bulunmuş olabilir.

Bazı teorilere göre Midas efsanesi, Frigya’nın zengin maden kaynakları ve ticari gücünün mitolojik bir yansımasıydı.

Friglerin yükselişi, Hitit sonrası Anadolu’nun yalnızca çöküşten ibaret olmadığını gösterir. Yeni merkezler, yeni kültürler ve yeni siyasal kimlikler ortaya çıkıyordu.

Demirin Çağı ve Değişen Dünya

Hititlerin son döneminde başlayan önemli dönüşümlerden biri de demir teknolojisinin yaygınlaşmasıydı.

Uzun süre boyunca Hititlerin demiri gizli bir teknoloji olarak kullandığı düşünülmüştü. Ancak günümüzde birçok araştırmacı bunun abartılı bir yaklaşım olduğunu belirtir.

Yine de demirin yaygınlaşması Anadolu’daki siyasi dengeleri değiştirdi.

Tunç üretimi için gerekli olan kalay ticaretinin çökmesi, bronz silah üretimini zorlaştırdı. Demir ise daha erişilebilir hâle geldi.

Bu durum, küçük krallıkların ve yerel savaşçı grupların askeri güç kazanmasını kolaylaştırmış olabilir.

Bazı tarihçiler Geç Tunç Çağı çöküşü ile Demir Çağı’nın yükselişi arasında doğrudan bir ilişki kurar.

Çünkü merkezi imparatorluk sistemleri zayıflarken daha esnek ve bölgesel yapılar ön plana çıkmıştır.

Anadolu da bu dönüşümün merkezlerinden biri hâline geldi.

Mitler, Kehanetler ve Kayıp Hafızalar

Hitit sonrası Anadolu dönemine dair en ilginç unsurlardan biri, tarih ile mitolojinin sık sık iç içe geçmesidir.

Özellikle Geç Hitit şehirlerinde bulunan bazı semboller ve tanrı tasvirleri, sonraki Anadolu ve Akdeniz mitolojileriyle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

Bazı teorilere göre Luvi ve Geç Hitit gelenekleri, Yunan mitolojisinin oluşumunda dolaylı etkiler bırakmış olabilir.

Örneğin fırtına tanrısı motiflerinin Zeus anlatılarıyla ilişkili olabileceği zaman zaman tartışılır. Benzer şekilde dağ kültleri, kutsal boğa sembolleri ve güneş ritüelleri farklı medeniyetler arasında kültürel geçişler yaşandığını düşündürmektedir.

Elbette bu tür bağlantılar konusunda dikkatli olmak gerekir. Mitolojik benzerlikler her zaman doğrudan kültürel aktarım anlamına gelmez.

Ancak Anadolu’nun binlerce yıl boyunca farklı uygarlıkların kesişim noktası olduğu düşünüldüğünde, kültürel etkilerin birbirine karışmış olması şaşırtıcı değildir.

Bazı alternatif yorumcular ise Hitit sonrası dönemin bilinenden çok daha karmaşık olduğunu savunur.

Özellikle yazılı kaynakların sınırlı olması, bu dönemi tarihçiler için yarı karanlık bir alan hâline getirir. Bu nedenle arkeolojik keşifler oldukça önemlidir.

Her yeni yazıt, her yeni mühür ve her yeni şehir kalıntısı Anadolu’nun kayıp hafızasına dair yeni sorular doğurur.

Anadolu’nun Bölünmüş Ama Dirençli Dünyası

Hitit İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından Anadolu uzun süre tek bir siyasi otorite altında birleşmedi.

Fakat bu durum çoğu zaman yanlış biçimde yalnızca “kaos dönemi” olarak anlatılır.

Gerçekte Anadolu’nun farklı bölgelerinde oldukça canlı ekonomik ve kültürel merkezler yaşamaya devam etti.

Kilikya’daki limanlar Doğu Akdeniz ticaretine bağlıydı. Güneydoğu Anadolu şehirleri Mezopotamya ile bağlantı kuruyordu. İç Anadolu’da ise Frigya yeni bir güç merkezi olarak yükseliyordu.

Bu parçalı yapı bazen çatışma, bazen ticaret, bazen de kültürel sentez üretiyordu.

Anadolu tarihi tam da bu nedenle yalnızca imparatorlukların hikâyesi değildir. Aynı zamanda küçük şehirlerin, yerel hanedanların ve sınır toplumlarının tarihidir.

Geç Hitit Beylikleri bu açıdan büyük önem taşır.

Çünkü onlar, Anadolu’nun eski dünyadan yeni çağa geçiş sürecinin taşıyıcılarıydı.

Yazının Gölgesinde Kaybolan Yüzyıllar

Hititlerin ardından yazılı kayıtların azalması, tarihçilerin bu dönemi uzun süre “karanlık çağ” olarak değerlendirmesine yol açtı.

Ancak son yıllarda yapılan arkeolojik çalışmalar bu görüşü kısmen değiştirmiştir.

Aslında sorun, uygarlığın tamamen ortadan kalkması değil; kayıt sistemlerinin değişmesiydi.

Hitit çivi yazısı bürokrasisi çökmüş olabilir. Fakat yerel yazı gelenekleri yaşamaya devam etti. Luvice hiyeroglifler bunun en önemli örneklerinden biridir.

Ayrıca sözlü kültürün rolü de göz ardı edilmemelidir.

Bazı araştırmacılar Anadolu’daki destan geleneğinin kökenlerinin bu döneme kadar uzanabileceğini düşünür. Yazıya geçirilmemiş anlatılar kuşaktan kuşağa aktarılmış olabilir.

Bu ihtimal özellikle Homeros destanlarıyla Anadolu arasındaki bağlantılar tartışılırken gündeme gelir.

Troya anlatılarının arkasında Geç Tunç Çağı ve sonrasındaki gerçek siyasi çatışmaların izleri bulunabileceği öne sürülmektedir.

Kesin kanıtlar sınırlı olsa da Anadolu’nun sözlü hafızasının Akdeniz dünyasını etkilediği düşüncesi tamamen göz ardı edilmez.

Urartular, Lidyalılar ve Yeni Dönemin Başlangıcı

Hitit sonrası Anadolu yalnızca Geç Hitit Beyliklerinden ibaret değildi.

Doğu Anadolu’da Urartular yükseldi. Van Gölü çevresinde gelişen bu krallık güçlü kaleleri, sulama sistemleri ve askeri organizasyonuyla dikkat çekti.

Batı Anadolu’da ise Lidyalılar tarih sahnesine çıkacaktı.

Özellikle Lidya Krallığı’nın para kullanımını sistemleştirmesi, ekonomik tarih açısından büyük önem taşır.

Bu gelişmeler gösteriyor ki Hititlerin çöküşü Anadolu uygarlığının sonu olmadı. Tam tersine, farklı bölgesel güçlerin ortaya çıktığı yeni bir tarihsel aşamayı başlattı.

Malazgirt’e kadar uzanan Anadolu tarihi düşünüldüğünde, bu parçalı dönemlerin etkisi küçümsenemez.

Çünkü Anadolu’nun sonraki yüzyıllardaki siyasi karakteri büyük ölçüde bu çok merkezli yapı içinde şekillendi.

Persler, Helenistik krallıklar, Roma, Bizans ve daha sonra Türk beylikleri bile Anadolu’nun bu eski bölgesel geleneğiyle karşılaşacaktı.

Hititlerin Gerçekten Sonu Geldi mi?

Bugün hâlâ cevaplanamayan sorulardan biri şudur: Hititler tamamen ortadan mı kayboldu?

Bazı araştırmacılara göre Hitit aristokrasisinin bir bölümü güneydeki Geç Hitit şehirlerine çekilmiş olabilir. Bazı teoriler ise Anadolu halkları arasında kültürel devamlılığın çok daha güçlü olduğunu savunur.

Belki de “çöküş” kavramı her zaman mutlak bir yok oluş anlamına gelmiyordur.

Devletler yıkılır, başkentler terk edilir, yazı sistemleri değişir. Ama insanlar yaşamaya devam eder.

Köylüler tarlalarını sürer, taş ustaları yeni kapılar inşa eder, rahipler eski tanrıların isimlerini farklı dillerde anmayı sürdürür.

Geç Hitit Beylikleri tam da bu sürekliliğin örneğidir.

Onlar ne tamamen eski Hitit dünyasıydı ne de tamamen yeni bir uygarlık.

Daha çok, Anadolu’nun uzun tarihindeki geçiş halkalarından biriydiler.

Ve belki de bu yüzden, Anadolu’nun gerçek tarihi büyük imparatorlukların yükselişinden çok, yıkımlardan sonra ayakta kalabilen kültürel hafızalarda gizlidir.

Bugün Güneydoğu Anadolu’da rüzgârın dolaştığı eski taş şehirlerde hâlâ aynı soru yankılanıyor olabilir:

Bir uygarlık gerçekten ne zaman sona erer?

Belki de cevap, yıkılan saraylarda değil; geride kalan insanların taşıdığı hafızadadır.

Geç Hitit Beylikleri hakkında şu yazılar da ilginizi çekebilir:

Kaynakça Listesi:

    • Trevor Bryce — The World of the Neo-Hittite Kingdoms

    • Billie Jean Collins — The Hittites and Their World

    • J. David Hawkins — Corpus of Hieroglyphic Luwian Inscriptions

    • Marc Van De Mieroop — A History of the Ancient Near East

    • Hermann Genz — The Collapse of the Hittite Empire

    • Ekrem Akurgal — Anadolu Uygarlıkları

    • Sedat Alp — Hitit Çağında Anadolu

    • James C. Scott — Against the Grain

    • Eric H. Cline — 1177 B.C.: The Year Civilization Collapsed

Picture of Yazar : Anadolu Genesis
Yazar : Anadolu Genesis

Anadolu Genesis, bilinmeyenleri merak eden, farklı bakış açılarıyla dünyayı anlamlandırmak isteyen herkes için hazırlanmış bir bilgi ve keşif platformudur. Amacımız, tarihten uzaya, ezoterik öğretilerden doğal afetlere kadar geniş bir yelpazede içerikler sunarak, okuyucularımıza düşündürücü ve ilham verici bir okuma deneyimi sunmaktır.

Hakkımızda

İlgili Yazılar

Geç Hitit Beylikleri