Osmanlı tarihinin bazı dönemleri vardır ki yalnızca savaşlarla veya fetihlerle değil, devletin kendi varlığını koruma mücadelesiyle hatırlanır. XVII. yüzyılın ilk yarısı da bu dönemlerden biridir. Saray entrikalarının arttığı, yeniçeri ayaklanmalarının merkezi otoriteyi sarstığı, taşrada isyanların peş peşe yaşandığı ve ekonomik düzenin bozulduğu bir ortamda tahta çıkan IV. Murad, Osmanlı tarihinin en tartışmalı hükümdarlarından biri olarak kabul edilir.
Onun adı anıldığında akla çoğu zaman sert yasaklar, acımasız cezalar ve mutlak disiplin gelir. Ancak bu tablo tek başına yeterli değildir. Çünkü IV. Murad yalnızca baskıcı uygulamalarıyla değil, aynı zamanda uzun süredir zayıflayan merkezi yönetimi yeniden ayağa kaldırmaya çalışan bir hükümdar olarak da değerlendirilir. Bazı tarihçilere göre uyguladığı yöntemler dönemin olağanüstü şartlarının sonucuydu. Bazı araştırmacılar ise bu sert yönetim anlayışının Osmanlı’da kısa vadede düzen sağlarken uzun vadede farklı sorunların temelini oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Peki henüz çocuk yaşta tahta çıkan bir şehzade nasıl oldu da Osmanlı tarihinin en güçlü iradelerinden biri hâline geldi? Devlet otoritesini yeniden tesis etmek için neden böylesine sert yöntemlere başvurdu? Ve ölümünden yüzyıllar sonra bile neden hakkında birbirinden farklı değerlendirmeler yapılmaya devam ediyor?
Bu soruların cevapları yalnızca bir hükümdarın hayatını değil, aynı zamanda XVII. yüzyıl Osmanlı dünyasının siyasi, askerî ve toplumsal yapısını anlamayı da mümkün kılar.
Çocuk Yaşta Tahta Çıkan Bir Şehzade
IV. Murad, 1612 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Sultan I. Ahmed, annesi ise Kösem Sultan’dı. Osmanlı sarayında doğan birçok şehzade gibi çocukluğu büyük ölçüde Topkapı Sarayı’nın korunaklı ancak rekabet dolu atmosferinde geçti.
XVII. yüzyıl, Osmanlı hanedanı açısından oldukça hareketliydi. Taht değişiklikleri sıklaşmış, kısa süreli hükümdarlıklar devlet yönetiminde istikrarı zorlaştırmaya başlamıştı. I. Ahmed’in ardından gelen I. Mustafa ve II. Osman dönemlerinde yaşanan siyasi krizler, devlet mekanizmasının ciddi biçimde sarsıldığını gösteriyordu.
1622 yılında II. Osman’ın yeniçeriler tarafından öldürülmesi yalnızca bir padişahın hayatına mal olmadı; aynı zamanda devlet otoritesinin ne ölçüde zayıfladığını da ortaya koydu. Osmanlı tarihinde ilk kez bir padişah askerî bir isyan sonucunda öldürülmüş, bu olay merkezi yönetimin prestijini derinden etkilemişti.
Bu gelişmelerin ardından henüz on bir yaşındaki Şehzade Murad tahta çıkarıldı.
Ancak fiilî yönetim uzun süre onun elinde değildi.
Kösem Sultan’ın Nüfuzu ve Saray Dengeleri
IV. Murad tahta geçtiğinde yaşı devlet yönetimini tek başına üstlenmesine uygun değildi. Bu nedenle yönetimde en etkili isim annesi Kösem Sultan oldu.
Osmanlı tarihinde “Kadınlar Saltanatı” olarak adlandırılan dönemin en güçlü figürlerinden biri olan Kösem Sultan, yalnızca saray içinde değil, devlet adamları üzerinde de önemli bir etkiye sahipti.
Sadrazamlar sık sık değişiyor, yeniçeriler siyasete doğrudan müdahale ediyor, saray bürokrasisi farklı gruplar arasında bölünüyordu.
Merkezî otoritenin zayıflaması yalnızca İstanbul ile sınırlı değildi.
Anadolu’da Celâlî isyanlarının etkileri sürüyor, eyalet yöneticileri zaman zaman merkezin emirlerini uygulamakta isteksiz davranıyor, vergi sistemi aksıyor ve halkın güvenlik sorunları büyüyordu.
Bazı araştırmacılar, IV. Murad’ın çocukluk yıllarında tanık olduğu bu düzensizliğin onun ilerleyen yıllardaki yönetim anlayışını doğrudan etkilediğini düşünmektedir.
Osmanlı’nın En Büyük Krizlerinden Biri
IV. Murad’ın ilk yıllarında Osmanlı Devleti aynı anda birçok sorunla mücadele ediyordu.
Ekonomide gümüş bolluğunun etkisiyle yaşanan enflasyon, para sistemini zorluyordu. Uzun süren savaşlar devlet hazinesini yıpratmıştı. Tımar sistemi eski verimliliğini kaybediyor, taşradaki askerî düzen bozuluyordu.
Buna ek olarak yeniçeri teşkilatı eski disiplininden uzaklaşmaya başlamıştı.
Askerlerin ticaretle uğraşması, siyasete müdahale etmeleri ve zaman zaman padişah otoritesine karşı hareket etmeleri devlet yönetimini doğrudan etkiliyordu.
İstanbul’da sık sık çıkan ayaklanmalar, saray çevresinde güven ortamını ortadan kaldırmıştı.
Bugünden bakıldığında bu tablo yalnızca askerî bir kriz olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda yönetim sistemi, ekonomi, hukuk ve kamu düzeni açısından çok katmanlı bir çözülme süreci yaşanıyordu.
Yönetimi Fiilen Devralan Padişah
1632 yılı, IV. Murad’ın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Yaklaşık yirmi yaşına geldiğinde devlet yönetimini tamamen kendi eline aldı.
Bu tarihten sonra Osmanlı kaynaklarında farklı bir IV. Murad portresi görülmeye başlar.
Artık kararları doğrudan veren, devlet adamlarını sıkı şekilde denetleyen ve hiçbir otorite paylaşımını kabul etmeyen bir hükümdar ortaya çıkmıştı.
İlk hedefi merkezi yönetimi yeniden güçlendirmekti.
Sadrazamlar üzerindeki denetimini artırdı.
Rüşvet aldığı düşünülen görevlileri görevden aldı.
Devlet emirlerine uymayan yöneticiler ağır şekilde cezalandırıldı.
Bazı tarihçilere göre bu uygulamalar, uzun süredir dağılma eğilimindeki devlet mekanizmasını yeniden çalıştırmayı amaçlıyordu. Alternatif bir bakış açısına göre ise sert cezalar, korkuya dayalı bir yönetim anlayışının yerleşmesine neden oldu.
Her iki değerlendirme de dönemin karmaşık şartları dikkate alındığında belirli ölçüde anlam kazanmaktadır.
Yasaklarla Anılan Yönetim
IV. Murad denildiğinde en çok hatırlanan uygulamalar arasında kahve, tütün ve alkol yasakları bulunur.
Kahvehaneler yalnızca içecek tüketilen yerler değildi.
Buralar aynı zamanda siyasetin konuşulduğu, devlet yöneticilerinin eleştirildiği ve zaman zaman isyan hazırlıklarının yapıldığı sosyal mekânlar hâline gelmişti.
Bu nedenle yasakların yalnızca dinî gerekçelerle uygulanmadığını düşünen araştırmacılar da vardır.
Bazı tarihçilere göre esas amaç, kamu düzenini bozabilecek toplantıları engellemekti.
Gece devriyeleri artırıldı.
Şehir güvenliği sıkı biçimde kontrol edildi.
Yasaklara uymayanlara ağır cezalar verildi.
Osmanlı kronikleri, padişahın zaman zaman kılık değiştirerek İstanbul sokaklarını dolaştığını ve kurallara uymayanları bizzat denetlediğini aktarır.
Bu anlatılar zaman içerisinde halk arasında efsaneleşmiştir.
Bazı ayrıntıların kroniklerde abartılmış olabileceğini düşünen araştırmacılar bulunsa da IV. Murad’ın şehir güvenliğine doğrudan önem verdiği konusunda genel bir görüş birliği vardır.
Korku Mu, Düzen Mi?
IV. Murad’ın yönetimi değerlendirilirken en sık sorulan sorulardan biri şudur:
Devlet gerçekten yeniden güçlenmiş miydi, yoksa toplum yalnızca korku altında mı yaşamaya başlamıştı?
Bu soruya tek yönlü cevap vermek kolay değildir.
Merkezi otorite belirgin biçimde güçlenmişti.
İsyanlar büyük ölçüde bastırılmıştı.
Devlet görevlileri padişah emirlerini daha dikkatli uyguluyordu.
Ancak bunun bedeli oldukça ağırdı.
İdam cezalarının artması, sert disiplin uygulamaları ve sürekli denetim ortamı toplum üzerinde baskıcı bir atmosfer oluşturmuştu.
Bazı araştırmacılar, IV. Murad dönemindeki düzenin büyük ölçüde hükümdarın kişisel otoritesine dayandığını ifade eder. Bu nedenle ölümünden sonra aynı disiplin anlayışının sürdürülememesi dikkat çekici bulunur.
Revan Seferi: Doğu Cephesinde Yeniden Güç Gösterisi
IV. Murad’ın hükümdarlığının yalnızca sert iç politika uygulamalarıyla değerlendirilmesi eksik bir bakış açısı olur. Onun döneminde Osmanlı Devleti, uzun yıllardır doğu sınırlarında devam eden Osmanlı-Safevî rekabetinde yeniden inisiyatif almaya çalıştı. Bu mücadelenin merkezinde ise Kafkasya ve Mezopotamya’nın stratejik şehirleri bulunuyordu.
XVII. yüzyılın başlarında Safevî Devleti, Osmanlı’nın iç karışıklıklarından yararlanarak doğudaki bazı önemli kaleleri ele geçirmişti. Bu gelişme yalnızca askerî bir kayıp değil, aynı zamanda Osmanlı’nın bölgesel prestiji açısından da önemli bir sorun olarak görülüyordu.
1635 yılında IV. Murad ordusunun başına geçerek Revan Seferi’ne çıktı. Uzun yıllardır padişahların bizzat sefere çıkması seyrek görülen bir durum hâline gelmişti. Bu nedenle hükümdarın ordunun önünde yer alması hem asker üzerinde moral etkisi oluşturuyor hem de devlet otoritesinin yeniden güçlendiği mesajını veriyordu.
Doğu Anadolu üzerinden ilerleyen Osmanlı ordusu, zorlu iklim ve coğrafi şartlara rağmen Revan Kalesi’ni ele geçirmeyi başardı. Günümüzde Ermenistan sınırları içerisinde bulunan bu bölge, Osmanlı ile Safevî Devleti arasındaki mücadelede kilit noktalardan biriydi.
Bununla birlikte Revan’daki Osmanlı hâkimiyeti kalıcı olmadı. Safevî kuvvetleri kısa süre sonra kaleyi yeniden ele geçirdi. Bu durum, seferin stratejik sonuçları konusunda tarihçiler arasında farklı değerlendirmelerin yapılmasına neden olmuştur. Bazı araştırmacılar seferi askerî bir başarı olarak değerlendirirken, bazıları uzun vadeli kazanımlar bakımından sınırlı sonuçlar doğurduğunu belirtmektedir.
Yine de Revan Seferi, IV. Murad’ın bizzat ordusuna komuta eden son büyük Osmanlı hükümdarlarından biri olduğunu göstermesi bakımından önem taşır.
Bağdat Seferi ve Osmanlı Prestijinin Yeniden İnşası
IV. Murad’ın askerî kariyerindeki en önemli başarı ise kuşkusuz Bağdat’ın yeniden Osmanlı hâkimiyetine alınmasıdır.
Bağdat yalnızca stratejik bir şehir değildi. İslam tarihi açısından büyük öneme sahip olması, ticaret yollarını kontrol etmesi ve Mezopotamya’nın merkezi konumunda bulunması nedeniyle hem Osmanlı hem de Safevî yönetimleri için büyük değer taşıyordu.
Şehir, 1624 yılında Safevîlerin eline geçmişti. Osmanlı Devleti’nin uzun süre burayı geri alamaması, merkezi yönetimin zayıfladığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmişti.
1638 yılında IV. Murad yeniden ordusunun başına geçti.
Anadolu’dan Irak’a uzanan güzergâh, yalnızca uzun değil aynı zamanda oldukça zorlu bir yoldu. Yaz sıcaklıkları, su kaynaklarının sınırlılığı ve lojistik ihtiyaçlar büyük bir organizasyon gerektiriyordu.
Yaklaşık kırk gün süren kuşatmanın ardından Bağdat Osmanlı ordusu tarafından fethedildi.
Bu zafer, IV. Murad’ın hükümdarlığını tanımlayan en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilir.
Şehrin yeniden Osmanlı topraklarına katılması, yalnızca askerî bir başarı değil; aynı zamanda devlet otoritesinin yeniden tesis edildiğinin sembolü olarak görülmüştür.
Bağdat’ın alınmasının ardından Osmanlı ile Safevî Devleti arasında yürütülen diplomatik görüşmeler hız kazandı.
Kasr-ı Şirin Antlaşması ve Kalıcı Bir Sınır
1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması, Osmanlı tarihinin en önemli diplomatik belgelerinden biri olarak kabul edilir.
Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti ve Safevî Devleti arasındaki sınırlar büyük ölçüde kesinleşti.
Bugünkü Türkiye-İran sınırının önemli bir bölümü de bu anlaşmanın belirlediği hatlara dayanmaktadır.
Bazı sınır düzenlemeleri ilerleyen dönemlerde değişikliğe uğrasa da Kasr-ı Şirin Antlaşması’nın oluşturduğu temel çerçeve uzun süre korunmuştur.
Bu nedenle IV. Murad yalnızca askerî başarılarıyla değil, kalıcı diplomatik sonuçlar doğuran bir hükümdar olarak da değerlendirilmektedir.
Askerî Disiplinde Eski Düzeni Arayışı
IV. Murad’ın yönetim anlayışının temelinde disiplin bulunuyordu.
Ordunun uzun yıllardır bozulan yapısını yeniden düzenlemeye çalıştı.
Yeniçeri Ocağı üzerindeki denetimi artırdı.
Görevini ihmal eden veya emirleri yerine getirmeyen askerî görevlilere ağır cezalar uygulanıyordu.
Bazı kroniklerde padişahın askerî eğitimleri yakından takip ettiği, silahların durumunu denetlediği ve sefer hazırlıklarını ayrıntılı biçimde incelediği aktarılır.
Disiplin yalnızca orduyla sınırlı değildi.
Devlet görevlileri de benzer şekilde sıkı denetime tabi tutuluyordu.
Rüşvet, görevi kötüye kullanma ve devlet gelirlerinin usulsüz şekilde harcanması gibi konular sert biçimde cezalandırılıyordu.
Bazı tarihçilere göre bu uygulamalar Osmanlı bürokrasisinin geçici de olsa yeniden işler hâle gelmesini sağlamıştır.
Kişiliği ve Yönetim Anlayışı
IV. Murad yalnızca sert mizacıyla tanınan bir hükümdar değildi.
Kaynaklar onun güçlü bir fiziksel yapıya sahip olduğunu, okçuluk, kılıç kullanma ve ata binme konusunda oldukça yetenekli olduğunu aktarır.
Aynı zamanda iyi bir eğitim aldığı bilinmektedir.
Arapça ve Farsça öğrendiği, klasik edebiyatla ilgilendiği ve şiir yazdığına dair bilgiler bulunmaktadır. “Muradî” mahlasıyla kaleme aldığı şiirlerin bazıları günümüze kadar ulaşmıştır.
Bu yönüyle yalnızca asker kimliğiyle değil, kültürel ilgileri bulunan bir Osmanlı hükümdarı olarak da dikkat çeker.
Bununla birlikte kişiliği hakkında aktarılan bilgiler zaman zaman birbirinden farklıdır.
Bazı Osmanlı tarihçileri onu adalet konusunda taviz vermeyen güçlü bir hükümdar olarak anlatırken, bazı yabancı gözlemciler sert mizacını ve cezalandırma yöntemlerini daha ön plana çıkarmaktadır.
Bu farklı anlatımların bir kısmı, dönemin siyasi koşullarından ve kronik yazarlarının bakış açısından kaynaklanıyor olabilir.
Sert Yönetimin Ardındaki Sebepler
IV. Murad’ın neden bu kadar katı bir yönetim benimsediği tarih yazımında en çok tartışılan konulardan biridir.
Bazı araştırmacılar, çocukluk yıllarında yaşadığı siyasi istikrarsızlığın onun karakterini şekillendirdiğini düşünmektedir.
Henüz tahta çıkmadan önce saray entrikalarına tanıklık etmişti.
II. Osman’ın öldürülmesi gibi olaylar, Osmanlı padişahlarının dahi mutlak güvenlik içinde olmadığını göstermişti.
Bu nedenle hükümdarın iktidarı tamamen kendi elinde toplamaya çalışması, dönemin şartları içerisinde değerlendirilmektedir.
Alternatif bir bakış açısına göre ise IV. Murad, Osmanlı klasik yönetim anlayışını yeniden canlandırmaya çalışan son güçlü hükümdarlardan biriydi. Bu görüşe göre amaç, bireysel sertlikten çok devlet düzenini yeniden kurmaktı.
Ancak hangi yorum benimsenirse benimsensin, onun yönetim tarzının olağanüstü disiplin üzerine kurulduğu konusunda geniş ölçüde görüş birliği bulunmaktadır.
Ölümü ve Ardında Bıraktığı Miras
IV. Murad, 1640 yılında henüz 27 yaşındayken İstanbul’da hayatını kaybetti.
Genç yaşta ölmesi, tarihçilerin en çok dikkat çektiği konulardan biridir. Eğer daha uzun süre hüküm sürseydi Osmanlı Devleti’nin siyasi yapısının nasıl şekilleneceği sorusu kesin olarak cevaplanamaz.
Tahta kardeşi Sultan İbrahim geçti.
IV. Murad’ın ölümünün ardından uyguladığı sıkı disiplin politikalarının önemli bir kısmı sürdürülemedi. Merkezi otorite yeniden çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldı ve saray içindeki güç mücadeleleri devam etti.
Bu durum, onun kurduğu düzenin büyük ölçüde kişisel liderliğine bağlı olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmiştir.
Tarihçilerin Gözünde IV. Murad
IV. Murad hakkında yapılan değerlendirmeler, Osmanlı tarih yazımının en dikkat çekici tartışmalarından birini oluşturur.
Bir görüşe göre o, dağılma belirtileri gösteren bir devleti yeniden ayağa kaldıran güçlü bir reformcudur. Devlet otoritesini tesis etmiş, orduyu disipline etmiş ve doğu sınırlarında önemli başarılar kazanmıştır.
Başka bir görüş ise onun başarılarının büyük ölçüde sert cezalandırma yöntemlerine dayandığını savunur. Bu bakış açısına göre oluşturduğu düzen, kurumsal reformlardan çok hükümdarın kişisel otoritesine bağlıydı ve bu nedenle kalıcı olamadı.
Bazı araştırmacılar ise iki yaklaşım arasında daha dengeli bir değerlendirme yapılması gerektiğini ifade eder. Onlara göre XVII. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu şartlar dikkate alınmadan IV. Murad’ın uygulamalarını anlamak mümkün değildir.
Bugünün değerleriyle XVII. yüzyılın yönetim anlayışını doğrudan karşılaştırmak sağlıklı sonuçlar vermeyebilir. Aynı şekilde, dönemin koşullarını gerekçe göstererek bütün uygulamaları sorgulamadan kabul etmek de tarih biliminin eleştirel yaklaşımıyla bağdaşmaz.
Belki de IV. Murad’ın en dikkat çekici yönü tam da burada ortaya çıkar. O, Osmanlı tarihinin ne yalnızca “kahraman hükümdarları” arasında ne de yalnızca “sert yöneticileri” arasında değerlendirilebilir. Devletin en kırılgan dönemlerinden birinde iktidarı devralmış, merkezi otoriteyi yeniden güçlendirmeye çalışmış ve bunu büyük ölçüde disiplin, denetim ve askerî başarılar üzerinden gerçekleştirmiştir.
Aradan geçen yaklaşık dört yüzyıla rağmen IV. Murad’ın hükümdarlığı hâlâ tarihçiler tarafından farklı yönleriyle incelenmeye devam etmektedir. Bu ilginin temel nedeni yalnızca onun kişiliği değildir. Asıl önemli olan, onun döneminin Osmanlı Devleti’nin değişen yönetim anlayışını, güç dengelerini ve krizlere verdiği tepkileri anlamak için önemli bir tarih laboratuvarı niteliği taşımasıdır.
Bir hükümdarın mirası bazen kazandığı savaşlardan daha uzun ömürlü olabilir. IV. Murad da sertliği, kararlılığı, askerî başarıları ve tartışmalı yönetim anlayışıyla Osmanlı tarihinin en dikkat çekici hükümdarları arasında yer almayı sürdürmektedir. Bir yandan Bağdat’ın yeniden fethedilmesiyle anılırken, diğer yandan devlet otoritesini sağlamak için başvurduğu yöntemler üzerine yürütülen tartışmalar da tarih yazımındaki canlılığını korumaktadır. Bu nedenle IV. Murad, yalnızca kendi dönemini değil, Osmanlı yönetim geleneğinin güçlü ve zayıf yönlerini anlamak isteyenler için de önemli bir tarihsel örnek olmaya devam etmektedir.
Tüm Osmanlı Padişahları ;
- Osman Gazi Kimdir? Osmanlı Devleti’nin Kurucusu
- Orhan Gazi Kimdir? Devleti Kurumsallaştıran İlk Hükümdar
- I. Murad Kimdir? Balkanlar’da Osmanlı Hakimiyetini Başlatan Sultan
- Yıldırım Bayezid Kimdir? Anadolu Türk Birliğini Sağlayan Hükümdar
- Çelebi Mehmed Kimdir? Fetret Devri Sonrası Devleti Yeniden Kuran Sultan
- II. Murad Kimdir? Balkan Zaferleriyle Devleti Güçlendiren Hükümdar
- Fatih Sultan Mehmed Kimdir? İstanbul’u Fethederek Çağ Açıp Kapatan Padişah
- II. Bayezid Kimdir? Devleti İstikrara Kavuşturan Sultan
- Yavuz Sultan Selim Kimdir? Doğu Seferleriyle İmparatorluğu Genişleten Hükümdar
- Kanuni Sultan Süleyman Kimdir? Osmanlı’nın Zirve Dönemi Padişahı
- II. Selim Kimdir? Sokullu Döneminde Devleti Yöneten Sultan
- III. Murad Kimdir? Saray Etkisinin Arttığı Dönemin Hükümdarı
- III. Mehmed Kimdir? Haçova Zaferi Dönemi Padişahı
- I. Ahmed Kimdir? Ekber ve Erşed Sistemini Getiren Sultan
- I. Mustafa Kimdir? Kısa Süreli Saltanatlarıyla Bilinen Padişah
- Genç Osman Kimdir? Reform Girişimleriyle Tanınan II. Osman
- Sultan İbrahim Kimdir? Saray İçi Krizlerin Yaşandığı Dönemin Padişahı
- IV. Mehmed Kimdir? Avcı Sultan Olarak Bilinen Uzun Saltanat Sahibi
- II. Süleyman Kimdir? Kutsal İttifak Savaşları Dönemi Padişahı
- II. Ahmed Kimdir? Zor Savaşlar Döneminde Tahta Çıkan Sultan
- II. Mustafa Kimdir? Karlofça Sürecine Giden Dönemin Hükümdarı
- III. Ahmed Kimdir? Lale Devri’nin Sultanı
- I. Mahmud Kimdir? Patrona Halil İsyanı Sonrası Tahta Çıkan Hükümdar
- III. Osman Kimdir? Kısa Süreli Saltanat Dönemi Padişahı
- III. Mustafa Kimdir? Reform Arayışlarının Başladığı Dönemin Sultanı
- I. Abdülhamid Kimdir? Rus Savaşlarıyla Zorlanan Hükümdar
- III. Selim Kimdir? Nizam-ı Cedid Reformlarının Öncüsü
- IV. Mustafa Kimdir? Reform Karşıtı İsyan Dönemi Padişahı
- II. Mahmud Kimdir? Yeniçeri Ocağını Kaldıran Reformcu Sultan
- Abdülmecid Kimdir? Tanzimat Dönemi’nin Başlatıcısı
- Abdülaziz Kimdir? Modernleşme Hamleleriyle Öne Çıkan Padişah
- V. Murad Kimdir? Kısa Süreli Meşrutiyet Dönemi Hükümdarı
- II. Abdülhamid Kimdir? İstibdat ve Diplomasi Döneminin Güçlü Lideri
- V. Mehmed Reşad Kimdir? I. Dünya Savaşı Dönemi Padişahı
- VI. Mehmed Vahdeddin Kimdir? Osmanlı’nın Son Padişahı