Bir devletin egemenliği bazen sınır taşlarıyla, bazen ordusuyla, bazen de uluslararası hukukta kazandığı haklarla ölçülür. Türkiye Cumhuriyeti için İstanbul ve Çanakkale Boğazları yalnızca iki su yolu değil; Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan, yüzyıllardır küresel siyasetin merkezinde yer alan stratejik geçitlerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden itibaren büyük devletlerin rekabet alanına dönüşen Boğazlar, Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra da Türkiye’nin dış politikasındaki en önemli başlıklardan biri olmayı sürdürdü.
1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ise bu uzun mücadelenin dönüm noktası olarak kabul edilir. Ancak bu gelişme yalnızca “Boğazların geri alınması” şeklinde özetlenebilecek kadar basit değildir. Lozan Antlaşması’nın getirdiği uluslararası düzen, Avrupa’da hızla değişen güvenlik dengeleri, yükselen revizyonist devletler ve Türkiye’nin izlediği dikkatli diplomasi bu sürecin temel taşlarını oluşturdu.
Bazı araştırmacılara göre Montrö, Cumhuriyet diplomasisinin en büyük başarılarından biridir. Bazı tarihçiler ise bu başarıyı yalnızca Türkiye’nin diplomatik yeteneğiyle değil, aynı zamanda Avrupa’da yaklaşan savaşın oluşturduğu uluslararası atmosferle birlikte değerlendirmek gerektiğini savunur.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Boğazlar Meselesinin Tarihsel Arka Planı
Boğazlar meselesinin kökleri yalnızca Cumhuriyet dönemine değil, 18. yüzyıla kadar uzanır. Karadeniz’e kıyısı bulunan Rusya’nın sıcak denizlere ulaşma arzusu, İngiltere’nin Hindistan yolu üzerindeki çıkarları ve Fransa’nın Akdeniz politikası Boğazları uluslararası siyasetin merkezine yerleştirdi.
19. yüzyılda Osmanlı Devleti, Boğazlar üzerindeki egemenliğini koruyabilmek için büyük devletler arasında hassas bir denge politikası izledi. 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi ile savaş gemilerinin geçişi uluslararası hukuk çerçevesine bağlandı.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti’nin yenilgisiyle birlikte Boğazlar üzerindeki denetim büyük ölçüde uluslararası güçlerin etkisine girdi. Sevr Antlaşması, Türkiye açısından egemenlik haklarını ciddi biçimde sınırlandıran hükümler içeriyordu. Ancak Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması bu tabloyu tamamen değiştirdi.
Cumhuriyet kurulduğunda Boğazlar sorunu artık yeni devletin çözmesi gereken en önemli uluslararası meselelerden biri hâline gelmişti.
Lozan Antlaşması Boğazlar İçin Ne Getirdi?
1923 Lozan Barış Antlaşması, Türkiye’nin bağımsızlığını uluslararası düzeyde kabul ettiren temel belgeydi. Ancak Boğazlar konusunda Türkiye’nin tam egemenlik kurduğu söylenemez.
Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre;
- Boğazlar bütün ticaret gemilerine açık olacaktı.
- Askerî gemilerin geçişi uluslararası kurallarla düzenlenecekti.
- Boğazların iki yakasında geniş bir askerden arındırılmış bölge oluşturulacaktı.
- Boğazların güvenliği uluslararası Boğazlar Komisyonu tarafından denetlenecekti.
Bu düzenleme savaşın hemen ardından Avrupa’da kalıcı barışın sağlanacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak ilerleyen yıllarda uluslararası dengeler tamamen değişmeye başladı.
Türkiye açısından en büyük sorunlardan biri, kendi topraklarında bulunan Boğazları askerî olarak savunamamasıydı. Olası bir saldırı durumunda ülkenin en kritik geçidi uluslararası kurallarla korunmaya çalışılıyor, Türkiye ise burada tam askerî yetkiye sahip bulunmuyordu.
Avrupa’da Değişen Güvenlik Dengeleri
1930’lu yıllar Avrupa’da istikrarın hızla bozulduğu bir dönemdi.
Almanya’da Adolf Hitler’in iktidara gelmesi, İtalya’nın Benito Mussolini yönetiminde yayılmacı politikalar izlemesi ve Japonya’nın Asya’daki askerî faaliyetleri uluslararası sistemi sarsmaya başladı.
1935 yılında İtalya’nın Habeşistan’ı işgali, Milletler Cemiyeti’nin güvenlik sisteminin zayıflığını ortaya koydu.
Bazı araştırmacılara göre Türkiye’nin Montrö girişiminin zamanlaması tam da bu nedenle başarılı oldu. Avrupa devletleri yaklaşan savaş ihtimalini görmeye başlamıştı ve Boğazların savunmasız bırakılması artık yalnızca Türkiye için değil, Karadeniz güvenliği açısından da risk oluşturuyordu.
Alternatif bir bakış açısı ise Türkiye’nin bu fırsatı yalnızca uluslararası şartlar sayesinde değil, uzun yıllardır hazırladığı dikkatli diplomatik zeminin sonucunda değerlendirdiğini öne sürer.
Türkiye Neden Lozan Düzenini Değiştirmek İstedi?
Cumhuriyet yönetiminin temel gerekçesi güvenlikti.
Boğazların askerden arındırılmış olması, Türkiye’nin olası bir saldırıya karşı savunmasını zorlaştırıyordu.
Mustafa Kemal Atatürk ve dönemin dış politika kadroları, uluslararası hukukun değişen koşullara uyarlanabileceğini savunuyordu. Lozan’ın imzalandığı 1923 ile 1936 arasındaki dünya aynı değildi.
Türkiye bu nedenle Lozan hükümlerinin yeniden gözden geçirilmesini resmî olarak talep etti.
Bu talep uluslararası hukuk açısından dikkat çekici bir yöntemle sunuldu. Türkiye, Lozan’ın tamamen kaldırılmasını istemiyor; yalnızca güvenlik şartlarının değişmesi nedeniyle Boğazlar rejiminin güncellenmesini talep ediyordu.
Bu yaklaşım birçok devlet açısından daha kabul edilebilir bulundu.
Montrö Konferansı Nasıl Toplandı?
Türkiye’nin girişimi üzerine İsviçre’nin Montrö kentinde uluslararası konferans düzenlendi.
Konferansa;
- Türkiye
- Birleşik Krallık
- Fransa
- Sovyetler Birliği
- Bulgaristan
- Romanya
- Yunanistan
- Yugoslavya
- Japonya
katıldı.
İtalya başlangıçta konferansa katılmadı. Bunun temel nedeni dönemin uluslararası yaptırımları ve İtalya’nın dış politika tercihleriydi.
Görüşmeler boyunca en önemli tartışma başlıkları şunlardı:
- Türkiye’nin Boğazları silahlandırma hakkı
- Savaş gemilerinin geçiş rejimi
- Karadeniz’de güç dengesi
- Türkiye’nin tarafsızlık dönemindeki yetkileri
Tarafların çıkarları birbirinden oldukça farklı olmasına rağmen ortak bir uzlaşma zemini oluştu.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Getirdiği Yenilikler
20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar rejimini önemli ölçüde değiştirdi.
En önemli değişiklik Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki askerî egemenliğinin yeniden tesis edilmesiydi.
Türkiye artık;
- Boğazları silahlandırabilecekti.
- Tahkimat yapabilecekti.
- Boğazların güvenliğini doğrudan sağlayabilecekti.
- Boğazlar Komisyonu kaldırılacaktı.
- Komisyonun görevleri Türkiye’ye devredilecekti.
Ticaret gemileri açısından barış döneminde serbest geçiş ilkesi büyük ölçüde korunurken savaş gemileri için ayrıntılı tonaj, süre ve bildirim kuralları getirildi.
Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri için önemli sınırlamalar uygulanmaya başlandı.
Bu düzenleme özellikle Sovyetler Birliği açısından güvenlik sağlayan bir unsur olarak değerlendirildi.
Büyük Devletler Neden Kabul Etti?
İlk bakışta büyük devletlerin Türkiye’nin taleplerini kabul etmesi şaşırtıcı görünebilir.
Ancak dönemin uluslararası dengeleri farklı hesapları beraberinde getiriyordu.
İngiltere, Almanya ve İtalya’nın güçlenmesinden endişe duyuyordu.
Fransa Avrupa’da yeni ittifak arayışındaydı.
Sovyetler Birliği ise Karadeniz’e dış donanmaların kolayca girmesini istemiyordu.
Bu nedenle Türkiye’nin Boğazları daha güçlü biçimde savunması birçok devlet açısından ortak güvenlik çıkarlarıyla uyumlu görüldü.
Bazı tarihçiler Montrö’yü “çıkarların kesiştiği diplomatik uzlaşma” olarak tanımlar.
Atatürk Dönemi Dış Politikasındaki Yeri
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Atatürk döneminin barışçı dış politika anlayışının önemli örneklerinden biri olarak değerlendirilir.
Cumhuriyet yönetimi askerî güç kullanmadan uluslararası hukuk mekanizmalarıyla önemli bir diplomatik hedefe ulaşmayı başardı.
Bu süreçte dikkat çeken nokta, Türkiye’nin herhangi bir büyük devlet bloğuna tam anlamıyla bağlanmadan kendi ulusal çıkarlarını ön planda tutmasıdır.
Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesi yalnızca ideal bir söylem değil, diplomatik müzakerelerde de etkisini gösteren bir yaklaşım olarak yorumlanmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı’nda Montrö’nün Rolü
1939 yılında savaş başladığında Montrö hükümleri büyük önem kazandı.
Türkiye savaş boyunca tarafsızlığını korumaya çalışırken Boğazlar üzerindeki yetkilerini Montrö çerçevesinde kullandı.
Savaşan devletlerin savaş gemilerinin geçişi önemli ölçüde sınırlandırıldı.
Bu durum Karadeniz’in büyük ölçüde bölgesel bir deniz olarak kalmasına katkı sağladı.
Bazı araştırmacılar, Montrö olmasaydı Karadeniz’deki deniz savaşlarının çok daha geniş ölçekli olabileceğini ileri sürmektedir.
Kesin bir sonuca ulaşmak mümkün olmasa da sözleşmenin savaş boyunca uluslararası dengeleri etkileyen önemli hukuk belgelerinden biri olduğu genel kabul gören değerlendirmeler arasındadır.
Soğuk Savaş ve Montrö’nün Süregelen Önemi
1945 sonrasında Sovyetler Birliği, Montrö rejiminin değiştirilmesini çeşitli dönemlerde gündeme getirdi.
Türkiye ise mevcut sözleşmenin korunmasını savundu.
Bu süreçte Boğazlar yalnızca Türkiye’nin değil, NATO ve Sovyetler Birliği arasındaki stratejik dengenin de önemli parçalarından biri hâline geldi.
1952’de Türkiye’nin NATO üyeliği sonrasında Montrö hükümleri daha geniş güvenlik politikalarıyla birlikte değerlendirilmeye başlandı.
Buna rağmen sözleşme yürürlükte kalmayı sürdürdü.
Günümüzde Montrö Boğazlar Sözleşmesi
Aradan geçen yaklaşık doksan yıla rağmen Montrö Boğazlar Sözleşmesi uluslararası hukukta geçerliliğini koruyan en uzun ömürlü anlaşmalardan biridir.
Karadeniz’deki jeopolitik gelişmeler, bölgesel savaşlar ve deniz güvenliği tartışmaları nedeniyle sözleşme zaman zaman yeniden gündeme gelmektedir.
Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Boğazlardan savaş gemilerinin geçişine ilişkin hükümler uluslararası kamuoyunun dikkatini tekrar çekmiştir.
Ancak sözleşmenin uygulanması her olayın hukuki niteliğine ve Türkiye’nin ilgili hükümleri nasıl yorumladığına bağlı olarak değerlendirilmektedir.
Montrö’nün Etrafındaki Tartışmalar
Montrö hakkında zaman zaman farklı yorumlar ortaya çıkmaktadır.
Bazı araştırmacılar sözleşmenin Türkiye’nin tam egemenliğini uluslararası hukuk çerçevesinde güçlendirdiğini savunurken, bazı uzmanlar ticaret gemilerine ilişkin serbest geçiş hükümlerinin zaten uluslararası deniz hukukunun genel eğilimleriyle uyumlu olduğunu belirtmektedir.
Alternatif bir bakış açısına göre Montrö’nün başarısı yalnızca Boğazların askerîleştirilmesi değil, Türkiye’nin uluslararası sistem içinde güvenilir ve öngörülebilir bir aktör olarak kabul edilmesidir.
Bir başka değerlendirme ise sözleşmenin kalıcılığını, büyük devletlerin farklı dönemlerde değişen çıkarlarına rağmen ortak bir denge sağlayabilmesine bağlamaktadır.
Bu yorumlar, Montrö’nün yalnızca tarihsel bir belge değil, yaşayan bir uluslararası hukuk metni olarak görülmesine de katkı sağlamaktadır.
Cumhuriyet Diplomasisinin Dönüm Noktalarından Biri
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönem dış politikasında dikkat çekici diplomatik kazanımlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Lozan’da oluşan Boğazlar rejimi, değişen uluslararası güvenlik koşulları dikkate alınarak yeniden düzenlenmiş; Türkiye, askerî güç kullanmadan egemenlik yetkilerini genişletmiştir.
Bu süreç, uluslararası hukukun durağan değil, belirli koşullar altında yeniden müzakere edilebilir bir alan olduğunu da göstermiştir. Aynı zamanda devletlerin yalnızca askerî güçleriyle değil, diplomatik hazırlıkları, uluslararası meşruiyet arayışları ve doğru zamanlamalarıyla da önemli sonuçlar elde edebileceğini ortaya koymuştur.
Bugün Montrö Boğazlar Sözleşmesi yalnızca Cumhuriyet tarihinin önemli belgelerinden biri değil; Karadeniz güvenliği, deniz hukuku ve uluslararası ilişkiler alanında etkisini sürdüren temel metinlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Aradan geçen on yıllara rağmen Boğazlar üzerindeki her tartışmada Montrö’nün yeniden gündeme gelmesi, bu sözleşmenin tarihsel olduğu kadar güncel önemini de koruduğunu göstermektedir.
Cumhuriyet ve Atatürk Dönemi (1923–1938) Hakkında İlişkili Yazılar;
- Cumhuriyet ve Atatürk Dönemi (1923–1938)
- Halifelik Kaldırılması (1924)
- Yeni Türkiye’de Devlet Yapısı Nasıl Kuruldu?
- Şapka Kanunu Nedir? Toplum Neden Değiştirildi?
- Harf Devrimi: Alfabe Neden Değişti?
- Soyadı Kanunu Nedir? Modern Kimlik Nasıl Oluştu?
- Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı Ne Zaman Verildi?
- Serbest Cumhuriyet Fırkası Neden Kuruldu ve Kapatıldı?
- Menemen Olayı Nedir? Rejim Neden Tehdit Altındaydı?
- Türk Tarih Kurumu Neden Kuruldu?
- Türk Dil Kurumu Türkçeyi Nasıl Değiştirdi?
- Hatay Türkiye’ye Nasıl Katıldı?
- Mustafa Kemal Atatürk’ün Ölümü (1938): Bir Dönemin Sonu
- 1919–1938: Osmanlı’dan Modern Türkiye’ye Geçiş Nasıl Tamamlandı?
- İzmir İktisat Kongresi ve Erken Cumhuriyet Ekonomi Politikası
- Şeyh Said İsyanı (1925) ve Cumhuriyetin İlk Büyük Sınavı