Keşfet

Türk Tarihi

Türkiye’de Laiklik Nasıl Kuruldu?

Türkiye’de laiklik, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gerçekleştirilen anayasal, hukuki ve eğitim reformlarının ortak sonucu olarak şekillendi. Halifeliğin kaldırılmasından Medeni Kanun’a uzanan süreç, modern Türkiye’nin kurumsal yapısını belirleyen en önemli dönüşümlerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Anadolu Sonrası Türk Tarihi

Cumhuriyet ve Atatürk Dönemi

Cumhuriyet'in ilk yıllarında TBMM, hukuk ve eğitim reformlarıyla Türkiye'de laiklik sürecini simgeleyen tarihî sahne.
Türkiye’de Laiklik Nasıl Kuruldu?

Cumhuriyet’in ilk yıllarına ilişkin tartışmalarda en çok üzerinde durulan kavramlardan biri laikliktir. Ancak laiklik, yalnızca din ile devlet işlerinin ayrılması biçiminde özetlenebilecek basit bir hukuk ilkesi değildir. Türkiye örneğinde bu kavram; devletin yeniden örgütlenmesi, eğitim sisteminin dönüştürülmesi, hukuk düzeninin değiştirilmesi ve kamusal alanın yeniden tanımlanmasıyla iç içe ilerleyen uzun bir sürecin parçasıdır.

1923 yılında Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan yeni dönem, Osmanlı Devleti’nden miras kalan kurumların nasıl dönüştürüleceği sorusunu gündeme getirdi. Yeni yönetim, ulusal egemenlik esasına dayalı modern bir devlet kurmayı hedeflerken dinî kurumların devlet içerisindeki konumunu da yeniden değerlendirdi. Bu nedenle Türkiye’de laikliğin ortaya çıkışı, tek bir kanunla gerçekleşen ani bir değişim olarak değil; yaklaşık on beş yıla yayılan çok katmanlı reformların bütünü olarak ele alınmaktadır.

Bugün hâlâ tartışılmaya devam eden laiklik anlayışı, farklı tarihçiler tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bazı araştırmacılara göre süreç esas olarak modernleşme ihtiyacının sonucuydu. Bazı araştırmacılar ise yeni devletin siyasal bütünlüğünü güçlendirme amacıyla laiklik reformlarının hız kazandığını ileri sürmektedir. Bu farklı değerlendirmeler, konunun tarih yazımındaki canlılığını koruduğunu göstermektedir.

Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e Devralınan Miras

Türkiye’deki laiklik sürecini anlayabilmek için Osmanlı Devleti’nin son dönemine bakmak gerekir.

Osmanlı yönetim sistemi uzun yüzyıllar boyunca dinî ve siyasi otoritenin aynı merkezde toplandığı bir yapıya sahipti. Padişah aynı zamanda halife sıfatını taşıyor, Şeyhülislam ise devlet yönetiminde önemli bir dinî otorite olarak görev yapıyordu.

Bununla birlikte Osmanlı’nın son iki yüzyılı tamamen din esaslarına dayanan değişmez bir yönetim modeli değildir. Özellikle Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı (1856) sonrasında hukuk, eğitim ve idari alanda Batı etkisiyle yeni kurumlar ortaya çıkmaya başladı.

Nizamiye Mahkemeleri’nin kurulması, modern mekteplerin açılması ve yeni hukuk düzenlemeleri devlet içerisinde ikili bir yapının oluşmasına neden oldu. Bir tarafta şer’i hukuk kurumları bulunurken diğer tarafta modern kanunlar uygulanıyordu.

Bazı tarihçilere göre Cumhuriyet’in laiklik reformları tamamen sıfırdan başlayan bir süreç değil, Osmanlı’nın son döneminde başlayan modernleşme hareketlerinin devamı niteliğindeydi.

Cumhuriyet’in Kuruluşunda Devlet Anlayışı

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildiğinde yeni yönetimin temel hedeflerinden biri egemenliğin kaynağını yeniden tanımlamaktı.

Osmanlı sisteminde egemenlik padişah ve hanedan üzerinden açıklanırken Cumhuriyet döneminde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi devletin temel dayanaklarından biri hâline geldi.

Bu değişim yalnızca anayasal bir ifade değildi.

Devletin bütün kurumlarının yeniden yapılandırılması gerektiği düşüncesi zaman içerisinde eğitimden hukuka, kamu yönetiminden toplumsal yaşama kadar pek çok alanda reformları beraberinde getirdi.

Halifeliğin Kaldırılması Dönüm Noktası mıydı?

Laiklik sürecinin en önemli adımlarından biri olarak kabul edilen gelişme 3 Mart 1924 tarihinde halifeliğin kaldırılmasıdır.

Halifelik makamı Osmanlı hanedanının son temsilcileriyle birlikte sona erdirildi.

Aynı gün çıkarılan kanunlarla yalnızca halifelik kaldırılmadı; devletin dinî yapısını doğrudan etkileyen başka düzenlemeler de yürürlüğe girdi.

Bazı araştırmacılara göre bu tarih Türkiye’de laikleşmenin başlangıç noktasıdır.

Buna karşılık bazı tarihçiler, laiklik reformlarının bundan önce başladığını ve sonraki yıllarda devam ettiğini savunmaktadır.

Bu nedenle 3 Mart 1924, çoğu akademik çalışmada kritik bir dönemeç olarak değerlendirilse de sürecin tamamını tek başına açıklayan tarih olarak görülmemektedir.

Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin Kapatılması

Aynı gün gerçekleştirilen en önemli düzenlemelerden biri Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılması oldu.

Bu kurum, Osmanlı’da din işleriyle vakıfların yönetiminden sorumluydu.

Yerine iki yeni kurum oluşturuldu.

Bunlardan biri Diyanet İşleri Reisliği, diğeri ise Vakıflar Genel Müdürlüğü oldu.

Bu düzenleme ile din hizmetleri devlet bünyesinde farklı bir idari yapıya taşınırken vakıf yönetimi de yeniden organize edildi.

Türkiye’nin laiklik modelini diğer bazı ülkelerden ayıran özelliklerden biri de bu uygulama oldu. Çünkü birçok Batı ülkesinde devlet ile din kurumları tamamen ayrı yapılar olarak gelişirken Türkiye’de din hizmetleri kamu kurumu aracılığıyla yürütülmeye devam etti.

Bu nedenle bazı siyaset bilimciler Türkiye’deki sistemi “devlet denetimli laiklik” olarak tanımlamaktadır.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Eğitim Birliği

3 Mart 1924 tarihinin üçüncü önemli düzenlemesi Tevhid-i Tedrisat Kanunu oldu.

Bu kanunla eğitim sistemi tek çatı altında toplandı.

Medreseler Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlandı ve eğitimde farklı otoritelerin bulunmasının önüne geçilmeye çalışıldı.

Cumhuriyet yönetimi ortak vatandaşlık bilincinin oluşturulabilmesi için ortak eğitim sisteminin gerekli olduğunu düşünüyordu.

Bazı araştırmacılar eğitim reformunu laikliğin en kalıcı adımlarından biri olarak değerlendirmektedir. Çünkü hukuk kuralları değiştirilebilir; ancak eğitim yoluyla yetişen nesiller uzun vadeli toplumsal dönüşüm oluşturabilir.

Hukuk Düzeninin Yeniden İnşası

Laiklik yalnızca din kurumlarının yeniden düzenlenmesiyle sınırlı kalmadı.

1926 yılında İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanan Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi.

Aynı dönemde İtalya’dan Ceza Kanunu, Almanya’dan ise ticaret hukukuna ilişkin çeşitli düzenlemeler örnek alındı.

Bu gelişmeler sonucunda aile hukuku, miras hukuku ve evlilik işlemleri yeni hukuk sistemi içerisinde düzenlenmeye başladı.

Resmî nikâh uygulaması yaygınlaştırıldı.

Mahkemeler tek hukuk sistemi altında çalışmaya başladı.

Bazı hukuk tarihçilerine göre Cumhuriyet’in laiklik anlayışının en somut etkisi hukuk alanında görüldü.

Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması

1925 yılında çıkarılan kanunla tekke ve zaviyeler kapatıldı.

Tarikat merkezleri ile türbelerin önemli bölümü yeni düzenlemeye tabi tutuldu.

Bu karar dönemin en tartışmalı reformlarından biri olarak kabul edilir.

Resmî gerekçeler arasında kamu düzeninin korunması, merkezi yönetimin güçlendirilmesi ve eğitimde birlik hedefi bulunuyordu.

Buna karşılık bazı tarihçiler bu uygulamanın dinî hayat üzerindeki etkilerinin uzun yıllar boyunca tartışıldığını belirtmektedir.

Bugün dahi akademik literatürde farklı yorumların bulunması bunun göstergesidir.

Anayasa’da Yapılan Değişiklikler

1924 Anayasası kabul edildiğinde “Devletin dini İslam’dır.” hükmü anayasa metninde yer almaya devam ediyordu.

Ancak 1928 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle bu ifade çıkarıldı.

Milletvekili yemini de yeniden düzenlendi.

1937 yılında ise laiklik ilkesi Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve İnkılapçılık ile birlikte anayasanın temel ilkeleri arasına eklendi.

Bu gelişme, yaklaşık on beş yıllık reform sürecinin anayasal düzeyde tamamlanması olarak yorumlanmaktadır.

Laiklik Reformlarının Toplumsal Yansımaları

Her büyük reform gibi laiklik uygulamaları da toplumun bütün kesimlerinde aynı biçimde karşılanmadı.

Şehirlerde modern eğitim kurumlarının yaygınlaşması yeni kuşakların yetişmesini etkilerken kırsal bölgelerde geleneksel yaşam biçimleri uzun süre varlığını sürdürdü.

Bazı araştırmacılara göre Cumhuriyet reformlarının uygulanma hızı ile toplumun değişim hızı her zaman aynı olmadı.

Bu durum zaman zaman sosyal tartışmaların ortaya çıkmasına neden oldu.

Bununla birlikte yeni hukuk sistemi, eğitim kurumları ve kamu yönetimi zaman içerisinde devlet yapısının temel unsurları hâline geldi.

Türkiye’nin Laiklik Modeli Dünyadaki Örneklerle Aynı mıydı?

Türkiye’deki laiklik modeli Fransa, Amerika Birleşik Devletleri veya İngiltere’deki uygulamalarla birebir örtüşmez.

Fransa’da devlet din karşısında tarafsızlığı öne çıkarırken din kurumlarının kamu alanındaki görünürlüğü farklı kurallara tabidir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise devlet din kurumlarını yönetmez; anayasal ayrım daha belirgindir.

Türkiye’de ise Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı nedeniyle devlet ile din arasındaki ilişki farklı biçimde şekillenmiştir.

Bazı siyaset bilimciler bu nedenle Türkiye’deki laikliği kendine özgü tarihsel şartların ürünü olan ayrı bir model olarak değerlendirmektedir.

Atatürk’ün Laiklik Anlayışı

Mustafa Kemal Atatürk’ün konuşmaları incelendiğinde laikliğin yalnızca din-devlet ayrılığı şeklinde değil, aynı zamanda çağdaş hukuk devleti anlayışının temel unsurlarından biri olarak ele alındığı görülmektedir.

Ancak tarihçiler Atatürk’ün laiklik anlayışını yorumlarken farklı noktalara vurgu yapmaktadır.

Bazı araştırmacılar laikliği ulusal egemenliğin doğal sonucu olarak değerlendirirken, bazıları modernleşme programının ayrılmaz parçası olduğunu ifade etmektedir.

Bu farklı okumalar, tarih yazımındaki çeşitliliğin doğal bir sonucudur.

Bitmeyen Tartışmaların Kaynağı

Türkiye’de laiklik konusu yalnızca tarihçilerin değil hukukçuların, siyaset bilimcilerin ve sosyologların da üzerinde çalıştığı alanlardan biridir.

Toplum değiştikçe laikliğin uygulanış biçimi üzerine yeni yorumlar ortaya çıkmaktadır.

Bazı araştırmacılar laikliğin bireysel özgürlükleri güçlendirdiğini savunurken, bazı araştırmacılar devletin din üzerindeki düzenleyici rolünün yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

Bu farklı görüşler, laikliğin yaşayan bir kavram olduğunu göstermektedir.

Cumhuriyet’in En Kapsamlı Dönüşümlerinden Biri

Türkiye’de laikliğin kurulması tek bir kanunun değil; eğitim, hukuk, anayasa, kamu yönetimi ve siyasal kurumları kapsayan uzun soluklu bir dönüşümün ürünüdür. 1923 ile 1937 yılları arasında gerçekleştirilen reformlar, yeni devletin kurumsal yapısını şekillendiren temel adımlar arasında yer aldı.

Bugün laiklik üzerine yürütülen tartışmaların sürmesi, bu konunun yalnızca geçmişe ait olmadığını göstermektedir. Cumhuriyet tarihinin bu dönemi incelenirken farklı kaynakların karşılaştırılması ve dönemin siyasi, sosyal ve uluslararası koşullarının birlikte değerlendirilmesi daha dengeli sonuçlara ulaşılmasını sağlayabilir. Alternatif bir bakış açısı, laiklik reformlarını yalnızca hukuk metinleri üzerinden değil; toplumun gündelik yaşamındaki etkileriyle birlikte ele almanın tarihsel süreci daha kapsamlı anlamaya katkı sunabileceğini öne sürmektedir.

İlginizi Çekebilecek Bağlantılı İçerikler;

Kaynakça Listesi:

    • Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu

    • Erik J. Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi

    • Feroz Ahmad, Bir Kimlik Peşinde Türkiye

    • Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi

    • İlber Ortaylı, Yakın Tarihin Gerçekleri

    • Stanford J. Shaw ve Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey

    • T.C. Resmî Gazete Arşivi

    • Türkiye Büyük Millet Meclisi Arşivi

    • 1924 ve 1937 Anayasa değişikliklerine ilişkin anayasal belgeler

Picture of Yazar : Anadolu Genesis
Yazar : Anadolu Genesis

Anadolu Genesis, bilinmeyenleri merak eden, farklı bakış açılarıyla dünyayı anlamlandırmak isteyen herkes için hazırlanmış bir bilgi ve keşif platformudur. Amacımız, tarihten uzaya, ezoterik öğretilerden doğal afetlere kadar geniş bir yelpazede içerikler sunarak, okuyucularımıza düşündürücü ve ilham verici bir okuma deneyimi sunmaktır.

Hakkımızda

İlgili Yazılar

Cumhuriyet ve Atatürk Dönemi