Karadeniz kıyılarında yükselen bir krallığın, Akdeniz dünyasının en büyük gücüyle karşı karşıya geldiği dönemler yalnızca savaş tarihinin değil, aynı zamanda Anadolu’nun siyasi hafızasının da en çalkantılı sayfaları arasında yer alır. Pontus Krallığı’nın en ünlü hükümdarı olan VI. Mithridates Eupator, bazı tarihçilere göre Roma’ya karşı direnen son büyük Helenistik kraldı. Bazı araştırmacılar ise onu yalnızca askeri bir hükümdar olarak değil, Anadolu’daki yerel kimlikleri ortak bir siyasal çatı altında toplamaya çalışan karmaşık bir stratejist olarak değerlendirir.
Bugün Karadeniz kıyılarında dolaşırken, özellikle Samsun, Amasya ve Sinop çevresinde hâlâ Mithridates’in gölgesine rastlamak mümkündür. Kaya mezarları, eski liman şehirleri ve unutulmuş kalıntılar yalnızca taşlardan ibaret değildir. Bunlar aynı zamanda Roma’ya karşı yürütülen uzun ve yorucu mücadelelerin sessiz tanıklarıdır.
Peki Pontus Krallığı nasıl ortaya çıktı? VI. Mithridates neden Roma’nın en büyük düşmanlarından biri hâline geldi? Anadolu halkları bu mücadelede hangi tarafta yer aldı? Ve en önemlisi, Mithridates gerçekten bağımsız Anadolu’nun son savunucularından biri miydi, yoksa yalnızca kişisel iktidarını büyütmeye çalışan güçlü bir kral mıydı?
Bu soruların cevapları, Pers İmparatorluğu’nun çöküşünden Helenistik dünyanın parçalanmasına kadar uzanan daha büyük bir tarihsel çerçevede aranmalıdır.
Karadeniz’in Kıyısında Doğan Krallık
Pontus Krallığı’nın kökenleri, Büyük İskender’in ölümünden sonra parçalanan Helenistik dünyaya dayanır. İskender’in ardılları arasında yaşanan mücadeleler sırasında Anadolu’nun kuzey bölgeleri, merkezi otoritenin zayıflamasıyla birlikte yeni güç merkezlerinin oluşmasına sahne oldu.
Pontus bölgesi coğrafi açıdan son derece dikkat çekiciydi. Karadeniz kıyıları yoğun ticaret ağlarına bağlıydı; iç kesimler ise sarp dağlar, doğal savunma hatları ve zengin maden yataklarıyla öne çıkıyordu. Bölge yalnızca Helen kolonilerinden oluşmuyordu. Pers aristokrasisinin kalıntıları, Kapadokya kökenli topluluklar, yerel Anadolu halkları ve Yunan kültürünün etkisi burada iç içe geçmişti.
Pontus Krallığı’nın kurucusu olarak kabul edilen I. Mithridates Ktistes, Seleukos hâkimiyetinin zayıfladığı dönemde bağımsızlığını ilan etti. Böylece MÖ 3. yüzyılın başlarında Karadeniz merkezli yeni bir devlet ortaya çıktı.
Bazı araştırmacılara göre Pontus Krallığı’nın başarısının temel nedeni kültürel esnekliğiydi. Krallık ne tamamen Pers karakteri taşıyordu ne de bütünüyle Helenistik bir yapıdaydı. Saray kültürü Yunanca etkiler gösterirken, yönetici hanedan Pers soyundan geldiğini vurguluyordu.
Bu durum özellikle VI. Mithridates döneminde daha belirgin hâle gelecekti.
Pers Mirası ile Helenistik Dünya Arasında
VI. Mithridates Eupator’un siyasi kimliği yalnızca askeri başarılarla açıklanamaz. O, bilinçli şekilde iki farklı dünyanın mirasını birleştirmeye çalıştı.
Bir tarafta Büyük İskender sonrası Helenistik kültür vardı. Kentler Yunanca konuşuyor, tiyatrolar inşa ediliyor ve Akdeniz ticareti Helen dünyasının ortak diliyle yürüyordu. Diğer tarafta ise Pers geleneğinin güçlü etkisi sürüyordu. Anadolu’nun iç bölgelerinde aristokrat aileler hâlâ Pers kökenli gelenekleri yaşatıyordu.
Mithridates’in kendisini hem Pers krallarının varisi hem de Helenistik dünyanın meşru hükümdarı gibi göstermesi tesadüf değildi. Bazı tarihçilere göre bu çift yönlü kimlik politikası, Roma’ya karşı Anadolu merkezli daha geniş bir ittifak kurabilmek için tasarlanmıştı.
Antik kaynaklarda Mithridates’in birçok dil konuşabildiği aktarılır. Bazı yazarlara göre yirmiden fazla dili tercümansız anlayabiliyordu. Bu anlatıların abartılı olabileceğini düşünen araştırmacılar da vardır; ancak hükümdarın çok kültürlü bir siyasi yapı kurduğu konusunda genel bir fikir birliği bulunur.
Pontus sarayında Pers tören gelenekleri ile Helenistik yönetim anlayışı aynı anda görülebiliyordu. Bu durum yalnızca kültürel bir tercih değil, siyasi bir stratejiydi.
Çünkü Roma yükseliyordu.
Roma’nın Anadolu’ya Yaklaşması
MÖ 2. yüzyıldan itibaren Roma Cumhuriyeti, Akdeniz dünyasında giderek baskın güç hâline geldi. Kartaca’nın yenilmesi ve Yunanistan üzerindeki etkinliğin artmasıyla birlikte Anadolu da Roma’nın ilgi alanına girdi.
Pergamon Krallığı’nın Roma’ya bırakılması, Anadolu tarihinde önemli bir kırılma yarattı. Böylece Roma doğrudan Anadolu topraklarında etkili olmaya başladı.
Yerel krallıklar açısından bu gelişme ciddi bir tehditti.
Pontus Krallığı başlangıçta diplomasi yoluyla Roma ile dengeli ilişkiler kurmaya çalıştı. Ancak Roma’nın Bitinya ve Kapadokya üzerindeki müdahaleleri Pontus yönetiminde büyük bir rahatsızlık oluşturdu.
Bazı araştırmacılara göre VI. Mithridates’in Roma’ya karşı sertleşmesinin temel nedeni yalnızca yayılmacı hedefler değildi. Roma’nın Anadolu’daki ekonomik etkisi, ağır vergiler ve yerel siyaset üzerindeki baskısı da önemli faktörler arasındaydı.
Özellikle Roma’ya bağlı vergi tahsildarlarının uygulamaları Anadolu şehirlerinde ciddi huzursuzluk yaratıyordu. Antik yazarların bazıları, Mithridates’in bu hoşnutsuzluğu kendi lehine kullanmayı başardığını aktarır.
Tahta Çıkan Genç Hükümdar
VI. Mithridates yaklaşık MÖ 120 civarında Pontus tahtına geçtiğinde henüz genç bir hükümdardı. Ancak kısa sürede sıradan bir kral olmayacağı anlaşıldı.
Antik anlatılar, onun çocukluk döneminin saray entrikalarıyla geçtiğini aktarır. Babasının öldürülmesinden sonra annesiyle yaşadığı iktidar mücadelesi, Mithridates’in erken yaşlarda hayatta kalma içgüdüsü geliştirmesine neden olmuş olabilir.
Bazı kaynaklarda zehirlenme korkusuyla sürekli panzehir kullandığı belirtilir. Hatta “mithridatizm” olarak bilinen kavramın kökeni de buradan gelir. Bu teoriye göre Mithridates, küçük dozlarda zehir alarak bağışıklık geliştirmeye çalışıyordu.
Modern tarihçiler bu hikâyelerin bir bölümünün efsaneleştirilmiş olabileceğini söyler. Ancak Mithridates’in paranoyaya yakın bir güvenlik anlayışına sahip olduğu düşünülmektedir.
Tahta çıktıktan sonra ilk hedefi Karadeniz çevresindeki hakimiyetini genişletmek oldu. Kırım bölgesi, Kolhis ve Karadeniz’in kuzey kıyıları Pontus etkisi altına girmeye başladı.
Bu genişleme yalnızca askeri bir hamle değildi.
Karadeniz ticaret yollarını kontrol etmek, tahıl sevkiyatı ve ekonomik güç açısından büyük önem taşıyordu. Mithridates böylece hem zenginleşiyor hem de Roma’ya karşı uzun süreli savaşları finanse edebilecek kaynaklar topluyordu.
Anadolu’da Büyüyen Gerilim
Roma ile Pontus arasındaki ilişkiler, Bitinya Krallığı üzerinden giderek sertleşti. Bitinya kralları çoğu zaman Roma’ya yakın bir siyaset izliyordu.
Pontus ise bunu kendi güvenliği açısından tehdit olarak görüyordu.
Kapadokya tahtı üzerindeki mücadeleler, iki güç arasındaki rekabeti daha da derinleştirdi. Mithridates kendi adaylarını desteklerken Roma senatosu farklı hükümdarları öne çıkarıyordu.
Bu dönemde Anadolu yalnızca orduların çatıştığı bir coğrafya değildi. Aynı zamanda diplomatik entrikaların, suikastların ve ekonomik baskının merkezi hâline gelmişti.
Bazı tarihçilere göre Roma Cumhuriyeti henüz doğrudan imparatorluk sistemine geçmemiş olsa da Anadolu’daki politikaları fiilen sömürgeci bir karakter taşımaya başlamıştı.
Bu durum Mithridates’in propaganda gücünü artırdı.
Kendisini Anadolu şehirlerinin koruyucusu olarak sunmaya başladı. Özellikle Roma vergi sisteminden rahatsız olan kesimler arasında destek bulduğu düşünülmektedir.
Asya Vesperleri: Kanlı Dönüm Noktası
MÖ 88 yılında yaşanan olaylar, Roma-Pontus savaşlarının en karanlık sayfalarından biri olarak kabul edilir.
Antik kaynaklara göre Mithridates’in emriyle Anadolu’daki Roma vatandaşları ve İtalik kökenli topluluklar hedef alındı. Efes başta olmak üzere birçok kentte büyük katliamlar yaşandı.
Bu olay modern tarih yazımında “Asya Vesperleri” olarak anılır.
Ölü sayısı konusunda antik kaynaklar arasında ciddi farklılıklar vardır. Bazı yazarlar on binlerce kişinin öldürüldüğünü aktarırken, bazı araştırmacılar bu rakamların propaganda amacıyla abartılmış olabileceğini düşünür.
Yine de olayın etkisi büyüktü.
Roma artık Mithridates’i yalnızca rakip bir kral değil, doğrudan devlet düşmanı olarak görüyordu.
Burada önemli bir soru ortaya çıkar.
Anadolu şehirleri neden bu kadar sert bir tepki gösterdi?
Bazı araştırmacılara göre bunun nedeni Roma’ya duyulan ekonomik öfkeydi. Vergi sistemleri, borç ilişkileri ve yerel elitlerin baskısı halk arasında ciddi hoşnutsuzluk yaratmış olabilir.
Alternatif bir bakış açısı ise şehirlerin tamamen gönüllü hareket etmediğini, Pontus baskısının belirleyici olduğunu öne sürer.
Gerçek muhtemelen iki unsurun birleşimiydi.
Sulla ile Karşı Karşıya
Roma’nın cevabı gecikmedi.
Ünlü Roma komutanı Lucius Cornelius Sulla, Mithridates’e karşı büyük bir sefer başlattı. Aynı dönemde Roma Cumhuriyeti iç siyasi krizlerle sarsılıyordu. Buna rağmen Mithridates tehdidi o kadar ciddi görülüyordu ki doğuya büyük askeri güç gönderildi.
Mithridates başlangıçta dikkat çekici başarılar kazandı. Yunan şehirlerinin bir bölümü onu kurtarıcı gibi karşıladı.
Atina bile kısa süreliğine Mithridates yanlısı bir çizgiye kaydı.
Ancak Roma ordularının disiplinli yapısı ve uzun savaş deneyimi dengeleri değiştirdi.
Sulla’nın Yunanistan’daki ilerleyişi sırasında yaşanan çatışmalar oldukça yıkıcıydı. Atina kuşatması antik dünyanın önemli kırılmalarından biri olarak değerlendirilir.
MÖ 86 yılında Khaironeia ve Orkhomenos savaşlarında Pontus orduları ağır yenilgiler aldı.
Bazı tarihçilere göre Mithridates’in en büyük hatalarından biri Roma’nın iç karışıklıklarını kalıcı zayıflık olarak değerlendirmesiydi. Oysa Roma, kriz dönemlerinde bile olağanüstü askeri mobilizasyon kapasitesine sahipti.
Sonunda yapılan Dardanos Antlaşması ile Mithridates geri çekilmeyi kabul etti.
Ancak savaş sona ermemişti.
Pontus Ordularının Yapısı
Pontus Krallığı’nın askeri sistemi oldukça karmaşıktı.
Orduda Yunan hoplitleri, Anadolu piyadeleri, Pers süvarileri, İskit okçuları ve Karadeniz çevresinden gelen paralı askerler bulunuyordu.
Bu çeşitlilik bir yandan büyük avantaj sağlıyordu. Farklı savaş teknikleri aynı orduda birleşebiliyordu.
Ancak bazı araştırmacılara göre bu durum ciddi koordinasyon sorunları da yaratıyordu. Roma lejyonları daha standart ve disiplinli bir yapıdaydı.
Mithridates özellikle donanma gücüne önem verdi. Ege Denizi’nde Roma’ya karşı denge oluşturmak istiyordu.
Karadeniz limanları ekonomik olduğu kadar askeri açıdan da stratejik merkezlerdi.
Sinop, Pontus Krallığı’nın en önemli şehirlerinden biri hâline geldi. Bazı antik yazarlara göre Mithridates burada büyük tersaneler kurdurdu.
Pontus ordularının kullandığı semboller ve kraliyet ikonografisi de dikkat çekicidir. Pers etkileri ile Helenistik görseller aynı anda kullanılıyordu.
Bu durum krallığın çok katmanlı kimliğini yeniden gösterir.
Anadolu Halklarının Tercihi
Roma-Pontus savaşları yalnızca iki devlet arasında yaşanmadı.
Anadolu’daki şehirler, aristokrat aileler ve yerel halklar sürekli taraf değiştirmek zorunda kaldı.
Bazı şehirler Roma’nın sağladığı ticari istikrarı tercih etti. Özellikle batı kıyılarındaki büyük ticaret merkezleri Roma ile iş birliğini ekonomik açıdan avantajlı görüyordu.
Buna karşılık iç bölgelerde ve Karadeniz çevresinde Pontus etkisinin daha güçlü olduğu düşünülmektedir.
Bazı araştırmacılar Mithridates’in Anadolu halkları üzerinde bilinçli bir “anti-Roma” söylemi geliştirdiğini ileri sürer. Kendini yabancı bir işgale karşı direnen lider olarak göstermeye çalıştığı belirtilir.
Ancak alternatif görüşler, Mithridates’in de son derece sert yöntemler kullandığını ve bazı bölgelerde baskıcı uygulamalara başvurduğunu vurgular.
Dolayısıyla bu savaşları yalnızca özgürlük mücadelesi şeklinde yorumlamak tarihsel açıdan eksik kalabilir.
İkinci ve Üçüncü Mithridates Savaşları
İlk büyük çatışmanın ardından taraflar arasında kısa süreli barış dönemleri yaşansa da gerilim hiçbir zaman tamamen sona ermedi.
Roma komutanı Murena’nın saldırıları yeni çatışmaları tetikledi.
Ardından Lucullus dönemi başladı.
Lucullus, Mithridates’e karşı oldukça başarılı ilerledi. Pontus topraklarının önemli bölümü Roma baskısı altına girdi.
Mithridates bir süre Ermenistan Kralı Büyük Tigranes’e sığındı.
Bu ittifak Roma açısından son derece tehlikeli görülüyordu. Çünkü Anadolu, Kafkasya ve Mezopotamya arasında geniş bir anti-Roma bloğu oluşma ihtimali vardı.
Bazı tarihçilere göre Roma’nın doğu politikasındaki sertleşmenin temel nedenlerinden biri buydu.
Lucullus’un ilerleyişine rağmen savaş tamamen bitmedi. Mithridates yeniden toparlanmayı başardı.
Ancak Roma artık daha büyük bir komutan gönderecekti.
Pompeius ve Son Perde
Gnaeus Pompeius Magnus, yani Pompey, Mithridates’e karşı görevlendirildiğinde Roma Cumhuriyeti doğudaki üstünlüğünü kesinleştirmek istiyordu.
Pompey yalnızca askeri değil, diplomatik açıdan da etkiliydi.
Yerel krallıklarla ittifaklar kurdu, Pontus’un destek ağlarını zayıflattı ve Mithridates’in hareket alanını daralttı.
Son büyük çatışmaların ardından Mithridates kuzeye kaçtı.
Bazı anlatılara göre Karadeniz’in kuzeyinde yeni bir ordu kurmayı planlıyordu. Hatta Balkanlar üzerinden İtalya’ya yürümeyi düşündüğü bile ileri sürülür.
Bu planların ne kadar gerçekçi olduğu tartışmalıdır.
Yaşlanan kral artık eski gücüne sahip değildi.
Sonunda oğlu Pharnakes’in isyanıyla karşı karşıya kaldı.
MÖ 63 yılında Mithridates’in ölümüyle Pontus’un bağımsız direnişi büyük ölçüde sona erdi.
Antik kaynakların bazıları onun zehir içerek intihar etmeye çalıştığını, ancak bağışıklık geliştirdiği için zehrin etkisiz kaldığını aktarır. Bunun üzerine bir muhafızından yardım istediği söylenir.
Bu anlatının ne kadarının gerçek olduğu kesin değildir.
Fakat hikâye, Mithridates’in tarihsel imajına uygun dramatik bir son olarak yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etti.
Roma’nın Anadolu Düzeni
Mithridates’in yenilgisi, Anadolu tarihinde büyük bir dönüşüm yarattı.
Roma artık bölgedeki en güçlü siyasi otoriteydi.
Pontus Krallığı’nın bazı bölgeleri doğrudan Roma yönetimine bağlandı. Bazı alanlarda ise Roma’ya bağlı yerel yönetimler oluşturuldu.
Bu süreç Anadolu’nun ekonomik yapısını da değiştirdi.
Roma yolları, ticaret ağları ve vergi sistemi giderek yaygınlaştı.
Kentleşme hızlandı; ancak aynı zamanda yerel bağımsızlık alanları daraldı.
Bazı araştırmacılara göre Mithridates’in yenilgisi, Helenistik Anadolu’nun siyasi olarak sona erişinin simgesidir.
Alternatif bir görüş ise Roma döneminde Anadolu şehirlerinin ekonomik açıdan daha istikrarlı hâle geldiğini savunur.
Her iki yaklaşım da belirli ölçüde doğruluk taşır.
Çünkü Roma egemenliği hem düzen hem de bağımlılık getirmişti.
Mithridates Efsanesinin Doğuşu
VI. Mithridates yalnızca tarihsel bir figür olarak kalmadı.
Orta Çağ’dan itibaren Avrupa ve Yakın Doğu anlatılarında farklı biçimlerde yeniden yorumlandı.
Bazı metinlerde zalim bir doğu hükümdarı olarak gösterildi. Bazılarında ise Roma’ya karşı direnen cesur bir kral şeklinde anlatıldı.
Rönesans döneminde özellikle zehir bilgisiyle ilgili hikâyeleri dikkat çekmeye başladı.
“Mithridat” adı verilen panzehir karışımları yüzyıllar boyunca tıp tarihinde kullanıldı.
Osmanlı döneminde Karadeniz kıyılarındaki eski Pontus kalıntıları hakkında çeşitli halk anlatıları yaşamaya devam etti.
Bazı yerel söylencelerde Mithridates’in gizli hazineler bıraktığına inanılıyordu.
Bu hikâyelerin tarihsel gerçekliği tartışmalıdır; ancak bölgesel hafızanın ne kadar güçlü olduğunu gösterir.
Karadeniz’in Sessiz Kalıntıları
Bugün Amasya’daki kaya mezarları Pontus hanedanının en dikkat çekici izleri arasında kabul edilir.
Yeşilırmak vadisine bakan bu mezarlar yalnızca mimari yapılar değildir. Aynı zamanda Pontus krallarının güç gösterisidir.
Sinop’un eski limanları, Karadeniz ticaret ağlarının merkezlerinden biriydi.
Bazı arkeolojik bulgular Pontus döneminde şehirlerin yoğun ekonomik faaliyet içinde olduğunu göstermektedir.
Samsun çevresindeki antik yerleşimler de Pontus-Roma çatışmalarının izlerini taşır.
Ancak bu dönem hâlâ tam anlamıyla aydınlatılmış değildir.
Karadeniz’in nemli iklimi, yoğun yerleşim katmanları ve modern şehirleşme birçok arkeolojik alanın detaylı incelenmesini zorlaştırmaktadır.
Bu nedenle Pontus tarihi üzerine yapılan çalışmalar sürekli yeni yorumlara açıktır.
Mithridates Gerçekten Bir Anadolu Direnişinin Lideri miydi?
Bu soru modern tarih yazımında sık sık tartışılır.
Bazı araştırmacılar Mithridates’i Roma emperyalizmine karşı mücadele eden yerel bir güç olarak yorumlar.
Özellikle Anadolu’daki Roma karşıtı hareketleri örgütlemesi bu görüşü destekleyen unsurlar arasında sayılır.
Fakat alternatif bakış açısı daha temkinlidir.
Mithridates sonuçta genişlemeci bir hükümdardı. Kırım’dan Kapadokya’ya kadar uzanan büyük bir siyasi yapı kurmaya çalışıyordu.
Dolayısıyla onun mücadelesini modern anlamda “ulusal bağımsızlık savaşı” gibi görmek anakronik olabilir.
Yine de şu gerçek göz ardı edilemez:
Roma’nın Anadolu üzerindeki mutlak hakimiyetini geciktiren en büyük güçlerden biri Pontus Krallığı olmuştu.
Bu nedenle Mithridates, Anadolu tarihinin dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmeye devam eder.
Mitoloji, Kehanetler ve Gizemli Söylenceler
Pontus Krallığı çevresinde zamanla birçok gizemli anlatı oluştu.
Bazı halk hikâyelerinde Mithridates’in yıldız fallarına önem verdiği söylenir. Bazı antik yazarlar ise onun Pers büyü gelenekleriyle ilgilendiğini iddia eder.
Bu anlatıların büyük bölümü muhtemelen siyasi propagandanın ürünüdür.
Roma kaynakları doğulu hükümdarları çoğu zaman gizemli ve tehlikeli figürler gibi göstermeye eğilimliydi.
Yine de Pontus sarayında astroloji ve kehanet uygulamalarının etkili olduğu düşünülmektedir. Çünkü Helenistik dünyada bu tür inanışlar oldukça yaygındı.
Bazı teorilere göre Mithridates’in kendisini Büyük İskender benzeri kader sahibi bir hükümdar olarak gördüğü ileri sürülür.
Alternatif yorumlar ise onun Pers krallık ideolojisini yeniden canlandırmaya çalıştığını savunur.
Kesin olan şey, Mithridates’in yalnızca askeri güçle değil, semboller ve siyasi imaj yoluyla da iktidar kurmaya çalıştığıdır.
Malazgirt’e Giden Uzun Tarih İçinde Pontus’un Yeri
Anadolu tarihi doğrusal bir çizgi izlemez.
Hititlerden Perslere, Helenistik krallıklardan Roma’ya ve Bizans’a uzanan süreçte her dönem yeni bir siyasi katman oluşturmuştur.
Pontus Krallığı da bu zincirin önemli halkalarından biridir.
Çünkü Karadeniz’in kuzeydoğusundaki bu güç, Anadolu’nun yalnızca batı kıyılarından ibaret olmadığını göstermiştir.
Mithridates döneminde Karadeniz hinterlandı, Kafkasya ve iç Anadolu arasında güçlü bağlar kurulmuştu.
Bu jeopolitik yapı sonraki yüzyıllarda da etkisini sürdürdü.
Roma döneminden Bizans’a uzanan süreçte Karadeniz hattı stratejik önemini kaybetmedi.
Malazgirt Savaşı’na giden uzun tarihsel çizgide Anadolu’nun doğu-batı dengesi sürekli değişti. Pontus Krallığı bu değişimlerin erken örneklerinden biri olarak görülebilir.
Tarihin Gölgesinde Kalan Bir Kral
VI. Mithridates’in hikâyesi yalnızca kaybedilmiş savaşların öyküsü değildir.
O, Anadolu’nun Helenistik çağdan Roma dünyasına geçiş sürecindeki büyük kırılmaların merkezinde yer aldı.
Bazı tarihçilere göre başarısız oldu çünkü Roma’nın kurumsal gücü karşısında uzun vadeli direnç oluşturamadı.
Bazı araştırmacılar ise onun onlarca yıl boyunca Roma’yı oyalamasını bile olağanüstü bir başarı olarak görür.
Bugün Pontus Krallığı’nın büyük bölümü modern şehirlerin altında kalmış durumda.
Fakat Karadeniz kıyılarında esen rüzgâr hâlâ eski bir dönemin izlerini taşır.
Amasya’daki kaya mezarlarına bakıldığında, Sinop limanında gün batımı izlendiğinde ya da eski Pontus yollarının geçtiği vadilerden geçildiğinde aynı soru yeniden ortaya çıkar:
Eğer Mithridates Roma’yı durdurabilseydi, Anadolu tarihi farklı bir yöne evrilebilir miydi?
Bu sorunun kesin bir cevabı yok.
Ancak tarih bazen yalnızca yaşananlardan değil, gerçekleşmeyen ihtimallerden de oluşur.
Pontus Krallığı hakkında şu konular da ilginizi çekebilir: