Anadolu’da Uzun Süre Hüküm Süren Yerel Türk Hanedanı
Anadolu’nun doğusunda, yüksek dağların, dar geçitlerin ve tarih boyunca orduların yönünü belirleyen vadilerin arasında yer alan Bitlis, yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda farklı devletlerin ve hanedanların kesiştiği stratejik bir merkez olarak öne çıkar. Bugün birçok kişi Bitlis’i Selçuklular, Osmanlılar veya modern Türkiye tarihiyle birlikte hatırlasa da, Orta Çağ boyunca bölgede hüküm süren Bitlis Şahları, Anadolu’nun siyasi dengelerinde uzun süre etkili olmuş yerel hanedanlardan biri olarak dikkat çeker. Yaklaşık beş yüzyılı aşan yönetimleri boyunca büyük imparatorluklar arasında denge kurmayı başaran bu hanedan, Anadolu’daki diğer Türk beyliklerinden farklı bir yönetim anlayışı geliştirmiştir.
Büyük devletlerin gölgesinde kalan yerel hanedanların tarihi çoğu zaman birkaç satırla geçiştirilir. Oysa Anadolu’nun siyasi yapısı yalnızca büyük sultanların veya geniş imparatorlukların hikâyesinden ibaret değildir. Yerel güç odakları, sınır bölgelerindeki beylikler ve bölgesel hanedanlar, Anadolu’nun siyasi sürekliliğini sağlayan temel unsurlar arasında yer almıştır. Bitlis Şahları da bu çerçevede değerlendirilmesi gereken önemli örneklerden biridir.
Doğu Anadolu’nun Stratejik Kapısı
Bitlis’in tarih boyunca önem kazanmasının temel nedeni coğrafyasıdır. Van Gölü Havzası’nı Mezopotamya’ya bağlayan güzergâh üzerinde bulunan şehir, doğudan batıya ve kuzeyden güneye uzanan ticaret yollarının kesişim noktasında yer alıyordu. Bölgeyi kontrol eden güç, yalnızca bir şehir değil; aynı zamanda askerî geçitleri, ticaret kervanlarını ve vergi gelirlerini de denetim altına alabiliyordu.
Orta Çağ boyunca Bizans, Büyük Selçuklu Devleti, Artuklular, Ahlatşahlar, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve Osmanlı Devleti gibi birçok siyasi güç bu bölge üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. Ancak Bitlis’in dağlık yapısı ve yerel yönetim gelenekleri, merkezi otoritenin bölgede tam anlamıyla sürekli hâkimiyet kurmasını çoğu zaman zorlaştırmıştır.
Bu durum, yerel hanedanların uzun süre varlıklarını koruyabilmelerine zemin hazırlamıştır.
Anadolu’daki Beylikler Arasında Farklı Bir Yapı
Anadolu’da kurulan Türk beylikleri denildiğinde genellikle Danişmendliler, Saltuklular, Mengücekliler, Artuklular veya Karamanoğulları akla gelir. Ancak Bitlis Şahları bu klasik beylik modelinden bazı yönleriyle ayrılır.
Öncelikle hanedanın yönetim süresi oldukça uzundur. Çeşitli tarih kaynaklarında farklı tarihlendirmeler bulunsa da hanedanın yaklaşık XIII. yüzyıldan XVI. yüzyılın ortalarına kadar bölgede etkili olduğu kabul edilir. Bazı araştırmacılar ise hanedanın köklerini daha erken dönemlere kadar götürmektedir. Bu nedenle kuruluş süreci konusunda tarihçiler arasında tam bir görüş birliği bulunmamaktadır.
Hanedanın en dikkat çekici özelliği ise sürekli değişen siyasi dengelere uyum sağlayabilmesidir. Güçlü bir devlet doğudan yükseldiğinde ona bağlılığını bildirebilmiş, batıda yeni bir güç ortaya çıktığında ise diplomatik ilişkilerini yeniden şekillendirebilmiştir. Bu esnek siyaset anlayışı, hanedanın uzun ömürlü olmasının başlıca nedenlerinden biri olarak değerlendirilir.
Rojeki Hanedanı ve Bitlis Şahlarının Kökeni
Bitlis Şahları çoğunlukla Rojeki Hanedanı ile ilişkilendirilmektedir. Orta Çağ İslam tarihçileri ile Osmanlı kronikleri, bölgenin yöneticilerini “Bitlis Hâkimleri”, “Bitlis Emirleri” veya “Bitlis Şahları” gibi farklı unvanlarla anmıştır.
Hanedanın etnik kökeni konusunda ise farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bazı araştırmacılar hanedanın Kürt kökenli olduğunu savunurken, bazı tarihçiler ise Türkmen unsurların ve bölgesel Türk-İslam yönetim geleneğinin hanedan üzerinde belirleyici etkileri bulunduğunu ifade eder. Alternatif bir bakış açısına göre ise bölgenin çok kültürlü yapısı nedeniyle hanedanı tek bir etnik kimlik üzerinden değerlendirmek, dönemin siyasi gerçekliğini tam olarak yansıtmayabilir.
Orta Çağ Anadolu’sunda siyasi aidiyet çoğu zaman modern anlamdaki etnik kimliklerden ziyade hanedan bağlılığı, dinî meşruiyet ve askerî güç üzerine şekillenmekteydi. Bu nedenle Bitlis Şahlarının kimliği konusunda farklı yorumların bulunması tarih yazımının doğal sonuçlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Selçuklu Sonrası Yeni Düzen
Malazgirt Zaferi’nin ardından Doğu Anadolu’da oluşan siyasi boşluk, çok sayıda yerel yönetimin ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Büyük Selçuklu Devleti’nin merkezî otoritesi zaman içinde zayıflarken bölgesel beyler daha bağımsız hareket etmeye başladı.
Bitlis de bu süreçten etkilendi. Şehir, zaman zaman Selçuklu idaresine bağlı görünse de günlük yönetimde yerel hanedanların etkisi giderek arttı.
XIII. yüzyılda Moğol istilaları Anadolu’nun siyasi haritasını büyük ölçüde değiştirdi. İlhanlı Devleti’nin kurulmasıyla birlikte birçok yerel yönetici yeni siyasi düzene uyum sağlamak zorunda kaldı. Bitlis Şahları da bu dönemde doğrudan çatışmaya girmek yerine denge siyaseti izleyerek varlıklarını sürdürmeye çalıştı.
Bu yaklaşım, yalnızca askerî bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktu. Ticaret yollarının güvenliği, şehir ekonomisinin canlı kalmasını sağlıyor; sürekli savaş ise bu düzeni bozuyordu.
Güç Dengesi Üzerine Kurulu Diplomasi
Bitlis Şahlarının başarısını yalnızca askerî güçle açıklamak yeterli değildir. Hanedanın en önemli özelliklerinden biri diplomasiye verdiği önemdir.
Bir dönem İlhanlılara bağlılık gösterilirken, başka bir dönemde Karakoyunlu hükümdarlarıyla ittifak kurulabiliyor; siyasi şartlar değiştiğinde Akkoyunlularla ilişkiler geliştirilebiliyordu. XVI. yüzyılın başlarında ise Safevî Devleti’nin yükselişi bölgede yeni bir güç dengesi oluşturdu.
Bu süreçte Bitlis yöneticileri oldukça hassas kararlar vermek zorunda kaldılar. Yanlış bir tercih yalnızca hanedanın değil, bütün şehrin geleceğini etkileyebilirdi.
Bazı tarihçiler, Bitlis Şahlarının uyguladığı bu denge politikasını küçük devlet diplomasisinin başarılı örneklerinden biri olarak değerlendirir. Büyük güçler arasında taraf değiştirmek günümüz açısından olumsuz bir anlam taşıyabilir; ancak Orta Çağ’ın siyasi şartlarında bu yaklaşım çoğu zaman hayatta kalmanın en etkili yöntemlerinden biri olarak görülüyordu.
Bitlis Kalesi’nin Siyasi Anlamı
Bitlis denildiğinde ilk akla gelen yapılardan biri hiç kuşkusuz Bitlis Kalesi’dir. Şehrin merkezinde yükselen bu kale, yalnızca savunma amacıyla inşa edilmiş askerî bir yapı değildir.
Kale, aynı zamanda hanedanın siyasi meşruiyetini temsil eden yönetim merkezidir. Burada alınan kararlar yalnızca Bitlis’i değil, çevredeki yerleşimleri de etkiliyordu.
Farklı dönemlerde çeşitli onarımlar gören kale, mimari açıdan da katmanlı bir tarih sunar. Bazı bölümlerinin Bizans döneminden kaldığı, bazı kısımlarının ise İslam fetihleri sonrasında yeniden düzenlendiği düşünülmektedir. Selçuklu, İlhanlı ve daha sonraki dönemlerde gerçekleştirilen ilaveler, yapının bugün görülen karmaşık mimari karakterini oluşturmuştur.
Kaleye hâkim olan kişi yalnızca askerî üstünlük sağlamıyor; aynı zamanda ticaret yollarını ve bölgesel otoriteyi de kontrol ediyordu.
Kültürel Hayatın Sessiz Koruyucuları
Bitlis Şahları’nın tarih sahnesindeki varlığı çoğu zaman askerî ve siyasi gelişmeler üzerinden anlatılır. Ancak bir hanedanın kalıcılığı yalnızca savaş meydanlarında kazandığı başarılarla ölçülmez. Yönetimi altında bulunan şehirlerin ekonomik canlılığı, ilmî faaliyetleri, mimari eserleri ve kültürel üretimi de en az siyasî başarılar kadar önem taşır. Bitlis, bu açıdan Doğu Anadolu’nun dikkat çeken merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
Van Gölü Havzası ile Mezopotamya arasındaki ticaret yolları üzerinde bulunan şehir, farklı kültürlerin buluştuğu bir geçiş noktasıydı. Müslüman tüccarlar, Ermeni zanaatkârlar, İran’dan gelen kervanlar ve Anadolu’nun iç bölgelerine yönelen ticaret ağları Bitlis’te kesişiyordu. Bu hareketlilik yalnızca ekonomik refahı değil, kültürel etkileşimi de beraberinde getiriyordu.
Hanedanın yöneticileri, ticaret yollarının güvenliğini sağlamaya büyük önem vermiştir. Çünkü güvenli yollar, yalnızca vergi gelirlerini artırmıyor; aynı zamanda şehirdeki ilmî ve kültürel hayatın gelişmesini de destekliyordu. Medreseler, camiler, hanlar ve köprüler bu ekonomik canlılığın doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Bazı araştırmacılara göre Bitlis’in uzun süre istikrarlı kalmasının en önemli nedenlerinden biri, yöneticilerin bölgesel ticaret ağlarını koruma konusunda gösterdikleri hassasiyetti.
Taştan İnşa Edilen Bir Kimlik
Bitlis’in bugün dahi dikkat çeken en belirgin özelliklerinden biri taş mimarisidir. Şehrin sarp coğrafyası, yapı malzemesi olarak dayanıklı taşın kullanılmasını zorunlu hâle getirmiştir. Bu tercih zamanla yalnızca teknik bir gereklilik olmaktan çıkmış, bölgenin mimari kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir.
Bitlis Şahları döneminde inşa edilen veya genişletilen birçok yapı, yerel mimari anlayışın gelişmesine katkı sağlamıştır. Caminin, medresenin veya köprünün yalnızca işlevsel bir yapı olmadığı; aynı zamanda siyasî meşruiyetin ve kamu düzeninin sembolü olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.
Şehirde yükselen hanlar ve kervansaraylar ise ekonomik hayatın canlılığını yansıtır. Uzak bölgelerden gelen tüccarlar burada konaklıyor, mallarını değiş tokuş ediyor ve yeni ticaret bağlantıları kuruyordu. Böylece Bitlis, yalnızca askerî bir sınır şehri değil; aynı zamanda bölgesel ticaret merkezlerinden biri hâline gelmişti.
Bugün ayakta kalan tarihî yapıların önemli bir bölümü sonraki dönemlerde onarım geçirmiş olsa da, temel yerleşim düzeninin büyük ölçüde Orta Çağ’da şekillendiği kabul edilmektedir.
Komşu Güçlerle Sürekli Değişen İlişkiler
Bitlis Şahları’nın yaşadığı coğrafya, istikrarlı bir siyasî ortamdan oldukça uzaktı. XIV. ve XV. yüzyıllarda Doğu Anadolu’da Karakoyunlular ile Akkoyunlular arasında yoğun mücadeleler yaşanıyordu. Bu rekabet yalnızca iki büyük hanedanı değil, bölgedeki bütün küçük beylikleri de etkiliyordu.
Bitlis yöneticileri çoğu zaman doğrudan savaşmak yerine diplomatik çözümleri tercih etti. Güç dengesi değiştiğinde yeni siyasî şartlara uyum sağlayarak yönetimlerini korumaya çalıştılar.
Bu yaklaşım, bazı tarihçiler tarafından “esnek sınır siyaseti” olarak tanımlanmaktadır. Büyük devletler birbirleriyle mücadele ederken yerel hanedanlar, mutlak bağlılıktan ziyade bölgesel çıkarlarını koruyan politikalar geliştirebiliyordu.
Alternatif bir bakış açısına göre ise bu siyaset yalnızca pragmatik bir tercih değildi. Bölgenin dağlık yapısı ve ulaşım zorlukları, merkezî otoritenin sürekli asker bulundurmasını güçleştiriyor; dolayısıyla yerel yöneticilerin hareket alanını genişletiyordu.
Safevî-Osmanlı Rekabetinde Bitlis
XVI. yüzyılın başlarına gelindiğinde Doğu Anadolu yeni bir güç mücadelesinin merkezine dönüştü. Bir tarafta hızla büyüyen Safevî Devleti, diğer tarafta doğuya doğru genişleyen Osmanlı Devleti bulunuyordu.
Bu rekabet, yalnızca iki büyük imparatorluğun sınırlarını değil, bölgedeki bütün yerel hanedanların geleceğini de belirleyecekti.
Bitlis Şahları için bu dönem önceki yüzyıllardan daha karmaşık bir süreç anlamına geliyordu. Artık karşı karşıya olunan güçler yalnızca askerî açıdan değil, ideolojik ve dinî bakımdan da farklı siyaset anlayışları temsil ediyordu.
1514 yılında gerçekleşen Çaldıran Savaşı, Doğu Anadolu’nun siyasî haritasını büyük ölçüde değiştirdi. Osmanlı zaferinin ardından bölgedeki birçok yerel yönetici yeni dengeye göre pozisyon aldı.
Bitlis Şahları da bu süreçte Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler geliştiren hanedanlar arasında yer aldı.
İdris-i Bitlisî’nin Diplomatik Rolü
Bitlis tarihinden söz edilirken İdris-i Bitlisî’nin adı mutlaka anılır. Osmanlı tarih yazıcılığının önemli isimlerinden biri olan İdris-i Bitlisî, aynı zamanda başarılı bir diplomat olarak da tanınmaktadır.
Yavuz Sultan Selim döneminde yürüttüğü diplomatik faaliyetler sayesinde Doğu Anadolu’daki birçok yerel beyliğin Osmanlı yönetimine katılmasında etkili olduğu kabul edilir.
Bitlis’in Osmanlı hâkimiyetine geçişi de yalnızca askerî güçle açıklanabilecek bir gelişme değildir. Görüşmeler, karşılıklı çıkarlar ve bölgesel güvenlik hesapları bu sürecin önemli parçaları olmuştur.
Bazı araştırmacılara göre İdris-i Bitlisî’nin en büyük başarısı, Osmanlı yönetimini yerel hanedanlarla doğrudan çatışmaya sürüklemek yerine müzakere yöntemini ön plana çıkarmasıdır. Böylece birçok bölge, uzun kuşatmalar yaşanmadan Osmanlı idaresine dâhil olabilmiştir.
Osmanlı Düzenine Geçiş
Bitlis’in Osmanlı topraklarına katılması, hanedanın tarih sahnesinden tamamen silindiği anlamına gelmez. Osmanlı Devleti’nin klasik taşra yönetiminde yerel ailelerle iş birliği yapılması sık rastlanan uygulamalardan biriydi.
Bitlis’te de benzer bir model görülmektedir. Yerel yöneticiler belirli ölçüde idarî yetkilerini korurken, genel siyasî otorite Osmanlı padişahını temsil ediyordu.
Bu sistem hem merkezî yönetimin işini kolaylaştırıyor hem de bölgenin yerel dengelerinin korunmasına katkı sağlıyordu.
Ancak ilerleyen yüzyıllarda Osmanlı Devleti merkezîleşme politikalarını güçlendirdikçe yerel hanedanların hareket alanı daralmaya başladı. Böylece Bitlis Şahları’nın bağımsız veya yarı bağımsız siyasî rolü de giderek sona erdi.
Tarih Yazımındaki Tartışmalar
Bitlis Şahları hakkında günümüze ulaşan kaynaklar, büyük imparatorlukların kronikleri kadar ayrıntılı değildir. Bu nedenle hanedanın kuruluş tarihi, ilk hükümdarları, idarî yapısı ve etnik kökeni gibi birçok konuda farklı görüşler bulunmaktadır.
Osmanlı tarihçileri, İran kaynakları, Ermeni kronikleri ve İslam tarihçileri zaman zaman aynı olayları farklı şekillerde aktarmaktadır. Bu durum tarihçilerin karşılaştırmalı yöntemler kullanmasını gerekli kılar.
Bazı teorilere göre hanedanın kökeni yerel aristokrat ailelere dayanırken, başka araştırmalar Türkmen göçlerinin yönetici sınıf üzerinde daha belirleyici olduğunu ileri sürmektedir. Bunun yanında, hanedanın uzun tarihî süreç içinde farklı topluluklarla kaynaşarak çok katmanlı bir kimlik geliştirdiğini savunan çalışmalar da bulunmaktadır.
Bu çeşitlilik, Bitlis Şahları tarihini daha ilgi çekici hâle getirmektedir. Çünkü kesin cevaplardan çok, farklı kaynakların birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir araştırma alanı ortaya çıkmaktadır.
Tarihin Sessiz Sayfalarında Kalan Bir Hanedan
Bugün Anadolu tarihi anlatılırken çoğunlukla büyük fetihler, ünlü hükümdarlar ve imparatorluklar ön plana çıkar. Oysa bu büyük anlatının arka planında, yüzyıllar boyunca bulunduğu coğrafyanın istikrarını sağlayan yerel hanedanlar da vardır.
Bitlis Şahları bunlardan biridir.
Onlar, büyük ordular kurarak geniş coğrafyaları fetheden bir imparatorluk inşa etmediler. Bunun yerine, Doğu Anadolu’nun zorlu coğrafyasında değişen güç dengelerini dikkatle okuyarak şehirlerini ayakta tutmaya çalıştılar. Diplomasi, ticaret, yerel yönetim geleneği ve bölgesel ittifaklar üzerine kurdukları siyaset, hanedanın beklenenden çok daha uzun süre varlığını sürdürmesini sağladı.
Bugün Bitlis sokaklarında yükselen taş yapılar, kalenin hâkim silueti ve tarihî yolların izleri, bu uzun geçmişin sessiz tanıkları olarak varlığını sürdürmektedir. Her taş, yalnızca bir mimari unsur değil; Anadolu’nun doğusunda yüzyıllar boyunca şekillenen siyasî ve kültürel hafızanın bir parçasıdır.
Bitlis Şahları’nın hikâyesi, Anadolu sonrası Türk tarihinin yalnızca büyük devletlerden oluşmadığını gösteren önemli örneklerden biridir. Aynı zamanda, yerel yönetimlerin, sınır siyasetinin ve bölgesel diplomasinin Orta Çağ Anadolu’sundaki belirleyici rolünü anlamak açısından da değerli bir tarihî laboratuvar niteliği taşır.
Bitlis Şahları’nın Anadolu Sonrası Türk Tarihindeki Yeri
Anadolu sonrası Türk tarihi, yalnızca büyük devletlerin yükseliş ve çöküş hikâyelerinden oluşmaz. Selçuklu mirasının ardından şekillenen siyasî yapı, irili ufaklı çok sayıda beylik, emirlik ve yerel hanedan tarafından taşınmıştır. Bu yapı, Anadolu’nun farklı bölgelerinde birbirinden farklı yönetim modellerinin ortaya çıkmasına imkân vermiştir. Bitlis Şahları da bu çeşitliliğin dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Yaklaşık beş asır boyunca varlığını sürdüren bir yerel hanedanın başarısı yalnızca askerî güçle açıklanamaz. Coğrafyanın sunduğu avantajları doğru değerlendirmek, komşu devletlerle dengeli ilişkiler kurmak, ticaret yollarını korumak ve yerel toplumun desteğini kaybetmemek, Bitlis Şahları’nın uzun ömürlü olmasının temel unsurları arasında gösterilmektedir.
Bugün Anadolu tarihine daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Bitlis Şahları’nın hikâyesi yerel yönetimlerin tarihsel önemini yeniden hatırlatmaktadır. Büyük devletlerin sınır bölgelerinde yaşayan toplumlar, çoğu zaman bu tür hanedanlar sayesinde idarî sürekliliklerini koruyabilmiş, ekonomik faaliyetlerini sürdürebilmiş ve kültürel kimliklerini gelecek nesillere aktarabilmiştir.
Bazı araştırmacılara göre Bitlis’in uzun süre önemli bir merkez olarak kalabilmesi, yalnızca doğal savunma imkânlarına değil, yöneticilerinin değişen şartlara uyum sağlayabilen siyasî anlayışına da bağlıdır. Alternatif bir bakış açısı ise coğrafyanın belirleyici rolünü daha fazla öne çıkarır ve dağlık yapının merkezî otoritenin bölge üzerindeki etkisini doğal olarak sınırlandırdığını savunur. Her iki yaklaşım da, Bitlis Şahları’nın tarih sahnesindeki yerini anlamak açısından dikkate değer değerlendirmeler sunmaktadır.
Günümüzde Bitlis’te görülebilen tarihî yapılar, kaleler, köprüler, camiler ve geleneksel taş mimarisi, yalnızca estetik eserler değildir. Bunlar aynı zamanda Orta Çağ Anadolu’sunda yerel yönetimlerin nasıl işlediğini gösteren somut tarih belgeleridir. Şehrin dokusu incelendiğinde, siyasî tarihle mimari, ticaretle coğrafya ve kültürle devlet yönetimi arasında güçlü bir bağ olduğu görülmektedir.
Bitlis Şahları’nın mirası, Anadolu sonrası Türk tarihinin çok katmanlı yapısını anlamak isteyenler için önemli bir araştırma alanı olmaya devam etmektedir. Yeni arkeolojik çalışmalar, vakfiye kayıtları, Osmanlı arşivleri ve bölgesel kronikler üzerinde yürütülen araştırmalar, ilerleyen yıllarda bu hanedan hakkında daha ayrıntılı bilgiler ortaya koyabilir. Bu nedenle Bitlis Şahları tarihi, tamamlanmış bir anlatıdan çok, gelişmeye açık bir araştırma sahası olarak değerlendirilmektedir.
Anadolu’da Kurulan Tüm Türk Beylikleri Listesi;
- Saltuklu Beyliği
- Mengücekliler Beyliği
- Artuklu Beyliği
- Ahlatşahlar
- Dilmaçoğulları Beyliği
- İnaloğulları Beyliği
- Hakkari Emirliği
- Cizre Botan Beyliği
- Karakoyunlu Devleti
- Akkoyunlu Devleti
- Eretna Devleti
- Kadı Burhaneddin Devleti
- Çubukoğulları Beyliği
- Erzincan Beyliği
- Dulkadiroğulları Beyliği
- Ramazanoğulları Beyliği
- Varsak Türkmen Beylikleri
- Tarsus Türkmen Emirlikleri
- Maraş Türkmen Güçleri
- Adana Türkmen Yönetimleri
- Özeroğulları Beyliği
- Danişmendliler Beyliği
- Karamanoğulları Beyliği
- Eşrefoğulları Beyliği
- Sahib Ataoğulları Beyliği
- Ahiler ve Ankara Ahi Yönetimi
- Hamitoğulları Beyliği
- Çaka Beyliği
- Tanrıvermiş Beyliği
- Efes Emirliği
- Anadolu Selçuklu Devleti
- Selçuklu’ya Bağlı Türkmen Beylikleri (Vassal Yapılar)
- Osmanoğulları Beyliği
- Germiyanoğulları Beyliği
- Aydınoğulları Beyliği
- Menteşeoğulları Beyliği
- Saruhanoğulları Beyliği
- Karesioğulları Beyliği
- İnançoğulları Beyliği
- Ladik (Denizli) Beyliği
- Tekeoğulları Beyliği
- Hamidoğulları Beyliği (Batı kol)
- Alaiye Beyliği
- Candaroğulları Beyliği
- Çobanoğulları Beyliği
- Hacıemiroğulları Beyliği
- Taceddinoğulları Beyliği
- Canik Beylikleri
- Trabzon Çevresi Türkmen Güçleri