Avrupa’nın doğusunda uzanan geniş düzlükler, yalnızca orduların ilerlediği yollar değil, aynı zamanda büyük devletlerin güç dengelerini belirlediği siyasi sahnelerdi. XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti ile Lehistan-Litvanya Birliği arasında yaşanan Hotin Seferi, bu mücadelenin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak öne çıkar. Dönemin kroniklerine bakıldığında savaşın yalnızca iki devlet arasındaki bir sınır çatışması olmadığı, aynı zamanda Karadeniz’in kuzeyi, Boğdan üzerindeki nüfuz mücadelesi, Kazak akınları ve Kırım Hanlığı’nın güvenliği gibi birçok unsurun kesiştiği karmaşık bir süreç olduğu görülmektedir.
Bugün Hotin Seferi denildiğinde çoğu zaman yalnızca 1621 yılında gerçekleşen büyük kuşatma hatırlanır. Oysa bu olay, yıllar boyunca biriken diplomatik sorunların, karşılıklı sınır ihlallerinin ve değişen Avrupa siyasetinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Bazı araştırmacılara göre Hotin’de verilen mücadele, Osmanlı Devleti’nin klasik fetih anlayışından daha çok mevcut sınır düzenini korumaya yönelik askeri stratejisinin önemli örneklerinden biridir. Alternatif bir bakış açısı ise savaşın her iki taraf için de kesin bir zaferden çok, karşılıklı yıpranmanın ardından oluşan yeni dengeyi temsil ettiğini öne sürmektedir.
Osmanlı-Lehistan İlişkilerinin Değişen Dengesi
XVI. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında dönem dönem gerilimler yaşansa da uzun süre doğrudan büyük çaplı savaşlardan kaçınılmıştı. Bunun temel nedenlerinden biri, her iki devletin farklı cephelerde önemli siyasi meselelerle uğraşmasıydı.
Osmanlı Devleti batıda Habsburglarla, doğuda Safevilerle mücadele ederken Lehistan ise kuzey ve doğudaki güç dengelerini korumaya çalışıyordu. Ancak Boğdan Prensliği üzerindeki nüfuz mücadelesi zamanla ilişkilerin en hassas noktası hâline geldi.
Boğdan, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir voyvodalık olmasına rağmen Lehistan’ın bölgedeki etkisi tamamen ortadan kalkmış değildi. Taht değişiklikleri sırasında Leh soylularının müdahaleleri, İstanbul yönetiminin dikkatle takip ettiği gelişmeler arasında yer alıyordu.
Aynı dönemde Dinyeper Kazaklarının Karadeniz kıyılarına düzenlediği akınlar da Osmanlı yönetimini ciddi biçimde rahatsız ediyordu. Sinop, Trabzon, Varna ve hatta İstanbul Boğazı çevresine kadar ulaşabilen bu saldırılar, Karadeniz’in güvenliğini tehdit ediyordu. Osmanlı kaynaklarında Kazak akınlarının yalnızca ekonomik değil, psikolojik etkiler de oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan Kırım Hanlığı da bu denklemin önemli aktörlerinden biriydi. Hanlığın düzenlediği akınlar Lehistan açısından güvenlik sorunu oluştururken, Kazak saldırıları Osmanlı dünyasında benzer endişelere yol açıyordu. Böylece sınır bölgelerinde karşılıklı baskınlar giderek diplomatik ilişkileri zorlaştırdı.
Cecora Yenilgisi ve Yeni Bir Dönemin Başlangıcı
1620 yılında gerçekleşen Cecora Muharebesi, Hotin Seferi’nin doğrudan önünü açan gelişmelerden biri kabul edilir.
Lehistan ordusu, Osmanlı kuvvetleri ve Kırım birlikleri karşısında ağır kayıplar verdi. Hetman Stanisław Żółkiewski savaş sırasında hayatını kaybetti ve birçok Leh komutanı esir düştü.
Bu gelişme yalnızca askeri bir başarı değildi. Osmanlı yönetimi açısından Boğdan üzerindeki hâkimiyet yeniden güçlenmiş görünüyordu. Ancak savaşın ardından Lehistan büyük bir hazırlık sürecine girdi.
Yeni kral III. Zygmunt Vasa yönetimi, yalnızca düzenli orduyu değil, Zaporojya Kazaklarını da savunma sistemine dahil etti. Böylece yaklaşan savaşın ölçeği önceki sınır çatışmalarından çok daha büyük olacaktı.
Bazı tarihçilere göre Cecora zaferi Osmanlı yönetiminde hızlı ve kesin sonuç alınabileceği yönünde güçlü bir beklenti oluşturdu. Bunun karşısında farklı değerlendirmeler, Lehistan’ın kısa sürede toparlanmasının İstanbul’da başlangıçta yeterince öngörülemediğini ileri sürmektedir.
Genç Osman’ın Ordunun Başına Geçmesi
II. Osman, tarihe daha çok Genç Osman adıyla geçen hükümdarlardan biridir. Henüz genç yaşta tahta çıkmış olmasına rağmen devlet yönetiminde aktif rol üstlenmeye çalışmış, özellikle askeri alanda otoritesini güçlendirmeyi hedeflemiştir.
Hotin Seferi sırasında ordunun başında bizzat bulunması, hükümdarın siyasi kararlılığını göstermesi bakımından önem taşır.
Osmanlı ordusu İstanbul’dan hareket ederek Edirne üzerinden Balkan güzergâhını takip etti. Yol boyunca Rumeli eyaletlerinden yeni birlikler orduya katıldı. Anadolu’dan gelen kuvvetlerle birlikte oldukça büyük bir askeri güç oluşturuldu.
Kesin asker sayıları konusunda kaynaklar arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Osmanlı kronikleri ile Avrupa kaynaklarının verdiği rakamlar birbirinden oldukça farklıdır. Bazı araştırmacılar ordunun 100 binin üzerinde olduğunu ifade ederken, bazı modern çalışmalar bu sayının daha düşük olabileceğini ileri sürmektedir.
Bu farklılıklar yalnızca Osmanlı ordusu için değil, Lehistan ve Kazak kuvvetleri için de geçerlidir. XVII. yüzyıl savaşlarında asker sayılarının kroniklerde zaman zaman siyasi veya psikolojik amaçlarla abartılmış olabileceği düşünülmektedir.
Hotin Kalesi’nin Stratejik Önemi
Dinyester Nehri kıyısındaki Hotin Kalesi, Doğu Avrupa’nın en önemli savunma merkezlerinden biri olarak kabul edilirdi.
Kale yalnızca yüksek surlardan oluşan bir yapı değildi. Nehir geçişlerini kontrol etmesi, Boğdan’a açılan yollar üzerinde bulunması ve ticaret güzergâhlarını denetlemesi nedeniyle bölgesel güç mücadelesinin merkezinde yer alıyordu.
Lehistan kuvvetleri kaleyi savunmaya hazırlanırken geniş siper sistemleri oluşturdu. Bu savunma düzeni, dönemin Avrupa askeri mühendisliğinin dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Kazak birlikleri ise hareket kabiliyeti yüksek yapıları sayesinde savunma hattının önemli parçalarından biri oldu. Hafif piyade taktikleri, ani baskınlar ve gece saldırıları Osmanlı ordusunun ilerlemesini zorlaştırdı.
Bazı askeri tarihçilere göre Hotin’de yaşanan mücadele, klasik açık meydan savaşından çok uzun süreli bir yıpratma savaşı niteliği taşımaktadır.
Kuşatmanın İlk Günleri
1621 yılının sonbaharında Osmanlı ordusu Hotin önlerine ulaştığında karşısında oldukça hazırlıklı bir savunma sistemi buldu.
İlk saldırılar surların zayıf noktalarını yoklamaya yönelikti. Topçu birlikleri yoğun ateş açarken yeniçeriler belirli noktalardan hücum denemelerinde bulundu.
Ancak savunmacılar yalnızca kaleye çekilmekle yetinmedi. Zaman zaman düzenledikleri karşı taarruzlarla Osmanlı birliklerini geri püskürtmeyi başardılar.
Kuşatma uzadıkça ikmal konusu her iki taraf için de önem kazandı. Binlerce askerin beslenmesi, mühimmatın taşınması ve hayvanların ihtiyaçlarının karşılanması savaşın görünmeyen yönlerinden biriydi.
Dönemin askeri kayıtları, savaş alanında yalnızca çatışmaların değil, hastalıkların, hava şartlarının ve lojistik sorunların da belirleyici olduğunu göstermektedir.
Osmanlı Ordusunun Karşılaştığı Güçlükler
Hotin Seferi’nin en dikkat çekici özelliklerinden biri, ordunun doğrudan düşman kuvvetleri kadar doğa koşullarıyla da mücadele etmek zorunda kalmasıdır.
Sonbaharın ilerlemesiyle birlikte yağışların artması, yolların çamura dönüşmesi ve ikmal hatlarının uzaması kuşatmanın temposunu etkiledi.
Topların taşınması zorlaşırken erzak sevkiyatında gecikmeler yaşandı. Uzun süren kuşatmaların doğal sonucu olarak askerler arasında yorgunluk arttı.
Bazı araştırmacılar, savaşın uzamasında savunmanın başarısı kadar lojistik problemlerin de önemli rol oynadığını belirtmektedir. Alternatif bir değerlendirme ise Osmanlı komuta kademesinin hızlı sonuç alma beklentisinin kuşatma planlarını etkilediğini ileri sürmektedir.
Savaş alanında her geçen gün yeni bir denge oluşuyordu. Taraflardan hiçbiri kesin üstünlük sağlayamıyor, saldırılar ve karşı saldırılar büyük kayıplara rağmen mevcut cephe düzenini köklü biçimde değiştiremiyordu.
Tam da bu nedenle Hotin önlerinde verilen mücadele, yalnızca askeri güçlerin değil sabrın, organizasyonun ve stratejik planlamanın da sınandığı bir savaş hâline gelmişti. Kuşatmanın ilerleyen günlerinde yaşanacak gelişmeler ise yalnızca Osmanlı-Lehistan ilişkilerini değil, II. Osman’ın hükümdarlığını ve Osmanlı askeri teşkilatının geleceğini de etkileyecek sonuçlar doğuracaktı.
Direnişin Sertleştiği Günler
Kuşatma haftalar ilerledikçe çatışmalar daha yoğun ve yıpratıcı bir hâl aldı. Osmanlı ordusu belirli aralıklarla kalenin tahkim edilmiş savunma hatlarına karşı geniş kapsamlı hücumlar düzenledi. Buna karşılık Lehistan-Litvanya kuvvetleri ile Zaporojya Kazakları, yalnızca surların gerisinde bekleyen bir savunma gücü olarak hareket etmedi. Özellikle gece baskınları, ani karşı saldırılar ve siper savaşları kuşatmanın seyrini belirleyen önemli unsurlar arasında yer aldı.
Dönemin kronikleri incelendiğinde her iki tarafın da önemli kayıplar verdiği anlaşılmaktadır. Ancak kayıpların kesin sayısı konusunda ortak bir görüş bulunmamaktadır. Osmanlı, Lehistan ve Avrupa kroniklerinde aktarılan rakamlar birbirinden farklıdır. Bazı araştırmacılara göre bu farklılıkların temel nedeni, dönemin savaş kayıtlarının propaganda amacıyla zaman zaman abartılı biçimde kaleme alınmış olmasıdır.
Osmanlı ordusunun en önemli üstünlüğü sayısal güç ve topçuydu. Buna karşılık savunmacılar, araziyi iyi kullanmaları ve hazırladıkları siper sistemleri sayesinde bu avantajı önemli ölçüde dengelemeyi başardı. Modern askerî tarih çalışmalarında Hotin Kuşatması’nın, erken modern dönemin en dikkat çekici siper savaşlarından biri olduğu yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.
Özellikle Kazak birliklerinin hareket kabiliyeti dikkat çekiciydi. Hafif silahlı olmalarına rağmen hızlı manevra yapabilmeleri, Osmanlı ileri karakollarına beklenmedik saldırılar düzenlemelerine imkân sağlıyordu. Bu durum kuşatmayı yalnızca kaleye yönelik bir harekât olmaktan çıkarıp geniş bir cephe mücadelesine dönüştürdü.
Kırım Hanlığı’nın Rolü
Hotin Seferi anlatılırken çoğu zaman Osmanlı ve Lehistan orduları ön plana çıkarılır. Ancak savaşın üçüncü önemli aktörü Kırım Hanlığıydı.
Kırım süvarileri, Osmanlı ordusunun keşif faaliyetlerinde ve kanat güvenliğinin sağlanmasında önemli görevler üstlendi. Açık arazideki hareket kabiliyetleri sayesinde düşman birliklerinin ilerleyişini gözlemliyor ve ani süvari baskınları düzenliyordu.
Bununla birlikte, savaşın ilerleyen günlerinde klasik bozkır süvari taktiklerinin tahkim edilmiş savunma hatları karşısında sınırlı etki oluşturduğu görülmektedir. Açık meydan savaşlarında büyük avantaj sağlayan hızlı hücumlar, siperler ve toprak tahkimatlar karşısında beklenen sonucu vermedi.
Bazı tarihçiler, Hotin’in askerî tarih açısından önemli yönlerinden birinin de bu değişimi göstermesi olduğunu ifade etmektedir. Ateşli silahların ve savunma mühendisliğinin gelişmesiyle birlikte klasik süvari ağırlıklı savaş anlayışının etkisi giderek azalmaya başlamıştı.
İklim ve Lojistiğin Görünmeyen Etkisi
Savaşların sonucu yalnızca meydandaki çatışmalarla belirlenmez. Erzak, ulaşım, iklim ve sağlık koşulları çoğu zaman orduların başarısını doğrudan etkiler.
Hotin Seferi de bunun belirgin örneklerinden biridir.
Sonbaharın ilerlemesiyle birlikte sıcaklıklar düşmeye başladı. Yağışlar yolları ağırlaştırırken mühimmat ve erzak sevkiyatı zorlaştı. Binlerce atın beslenmesi, ordunun ihtiyaç duyduğu tahılın taşınması ve topçu birliklerinin hareket ettirilmesi giderek daha karmaşık bir hâl aldı.
Osmanlı ordusu yalnızca düşmanla değil, uzun ikmal hatlarıyla da mücadele ediyordu.
Savunma tarafı ise kuşatma altında bulunmasına rağmen önceden yapılan hazırlıkların avantajını kullanıyordu. Erzak stokları ve tahkim edilmiş savunma sistemi, direniş süresini uzatan temel faktörlerden biri oldu.
Bazı araştırmacılar, savaşın sonunda ortaya çıkan diplomatik çözümün en önemli nedenlerinden birinin tarafların askerî gücünden çok lojistik sınırlarına ulaşmaları olduğunu ileri sürmektedir.
Diplomasi Yeniden Ön Plana Çıkıyor
Çatışmalar haftalar boyunca devam etmesine rağmen kesin sonuç alınamaması tarafları diplomatik çözüm arayışına yöneltti.
Her iki devlet de uzun süreli savaşın maliyetini görmeye başlamıştı.
Osmanlı Devleti için Balkanlar’dan yüzlerce kilometre uzaklıkta büyük bir ordunun sürekli desteklenmesi ciddi bir ekonomik yük oluşturuyordu. Lehistan açısından ise savunmanın devam ettirilmesi önemli insan kaynağı ve mali kaynak gerektiriyordu.
Bu şartlar altında müzakereler hız kazandı.
1621 yılının Ekim ayında imzalanan Hotin Antlaşması ile taraflar mevcut sınır düzenini büyük ölçüde koruyan bir uzlaşmaya vardı.
Antlaşmaya göre Boğdan üzerindeki Osmanlı nüfuzu kabul edilirken Lehistan da Osmanlı topraklarına yönelik saldırıları önleme konusunda taahhütte bulundu. Buna karşılık Osmanlı Devleti de Lehistan’a yönelik büyük çaplı askerî harekâtları durdurmayı kabul etti.
Kazak akınlarının sınırlandırılması ve Kırım akınlarının kontrol altına alınması da antlaşmanın önemli başlıkları arasında yer aldı. Ancak uygulamada bu maddelerin tamamının eksiksiz hayata geçirildiğini söylemek güçtür.
Osmanlı Açısından Sonuçların Değerlendirilmesi
Hotin Seferi’nin Osmanlı tarihindeki yeri uzun yıllardır farklı biçimlerde yorumlanmaktadır.
Bazı tarihçiler, Osmanlı ordusunun karşı tarafın ilerleyişini durdurmasını ve Boğdan üzerindeki nüfuzunu korumasını stratejik başarı olarak değerlendirmektedir.
Buna karşılık bazı araştırmacılar, böylesine büyük bir askerî hazırlığa rağmen kesin sonuç alınamamasını beklentilerin altında kalan bir sefer olarak yorumlamaktadır.
Bu değerlendirmelerin temelinde başarı kavramının nasıl tanımlandığı yatmaktadır.
Eğer amaç mevcut sınır düzeninin korunması olarak kabul edilirse sefer hedeflerinden önemli ölçüde sapmamıştır.
Ancak amaç Lehistan’ın askerî gücünü kesin biçimde kırmak olarak değerlendirilirse sonuç daha farklı yorumlanabilir.
Bu nedenle Hotin Seferi’nin tek yönlü bir zafer ya da yenilgi olarak tanımlanması yerine dönemin karmaşık güç dengeleri içinde ele alınması daha dengeli bir yaklaşım olarak görülebilir.
Genç Osman’ın Düşüncelerini Değiştiren Sefer
Hotin Seferi’nin en önemli sonuçlarından biri savaş alanında değil, İstanbul’da ortaya çıktı.
II. Osman, kuşatma boyunca özellikle yeniçeri birliklerinin disiplini ve savaş performansı konusunda ciddi hayal kırıklığı yaşadığına inanılan hükümdarlar arasında gösterilmektedir.
Bazı Osmanlı kroniklerinde padişahın dönüş yolunda askerî teşkilatın yeniden düzenlenmesi gerektiğine dair görüşler dile getirdiği aktarılır.
Bazı araştırmacılara göre II. Osman, Anadolu ve Arap eyaletlerinden oluşturulacak yeni bir ordu kurmayı planlıyordu. Alternatif bir bakış açısı ise bu düşüncelerin sonraki olaylar ışığında kroniklerde daha belirgin hâle getirilmiş olabileceğini savunmaktadır.
Kesin olan nokta ise Hotin Seferi’nin ardından padişah ile yeniçeri teşkilatı arasındaki güven ilişkisinin ciddi biçimde zedelendiğidir.
Bu süreç, kısa süre sonra yaşanacak büyük siyasi krizin zeminini hazırladı.
1622 yılında meydana gelen yeniçeri isyanı sonucunda II. Osman tahttan indirildi ve hayatını kaybetti.
Dolayısıyla Hotin Seferi yalnızca dış politikayı değil, Osmanlı iç siyasetini de doğrudan etkileyen önemli gelişmelerden biri hâline geldi.
Lehistan Tarihindeki Yeri
Hotin Savunması, Lehistan tarih yazımında devletin en önemli askerî başarılarından biri olarak kabul edilmektedir.
Savunmanın başarısı, yalnızca bir kalenin korunması olarak değil, Osmanlı ilerleyişinin durdurulması şeklinde yorumlanmıştır.
Bununla birlikte modern tarihçiler, bu değerlendirmeyi daha temkinli ele almaktadır.
Çünkü antlaşma sonunda taraflardan hiçbiri diğerine kesin askerî üstünlük kuramamıştır.
Dolayısıyla savaş, mutlak bir zaferden çok karşılıklı yıpranmanın ardından oluşan diplomatik dengeyi temsil etmektedir.
Avrupa Askerî Tarihindeki Önemi
Hotin Seferi, XVII. yüzyıl savaş anlayışındaki dönüşümün önemli örneklerinden biri olarak görülmektedir.
Büyük meydan savaşlarının yerini giderek tahkim edilmiş savunma sistemleri, topçu ateşi ve uzun süreli kuşatmalar almaya başlamıştı.
Bu değişim ilerleyen yıllarda Avrupa’nın birçok savaşında daha belirgin şekilde görülecektir.
Bazı askerî tarih uzmanları, Hotin’de uygulanan savunma yöntemlerinin daha sonraki kuşatma savaşlarına örnek oluşturduğunu ifade etmektedir.
Bu yönüyle Hotin yalnızca Osmanlı ve Lehistan tarihinin değil, erken modern Avrupa askerî düşüncesinin de önemli duraklarından biridir.
Tarih Yazımındaki Farklı Yaklaşımlar
Hotin Seferi hakkında yazılan eserler incelendiğinde millî tarih anlatılarının olayları farklı biçimlerde değerlendirdiği görülmektedir.
Osmanlı kaynakları çoğunlukla seferin siyasi hedeflerine ulaşmasını ön plana çıkarırken, Lehistan kronikleri savunmanın başarısını vurgulamaktadır.
Modern akademik çalışmalar ise bu iki yaklaşım arasında daha dengeli bir değerlendirme yapmaya çalışmaktadır.
Alternatif bir bakış açısı, savaşın kazananını belirlemek yerine tarafların hangi hedeflere ulaşıp hangilerinde sınırlı kaldığını incelemenin daha sağlıklı sonuç vereceğini savunmaktadır.
Bu yaklaşım günümüzde uluslararası tarih yazımında giderek daha fazla kabul görmektedir.
Osmanlı-Polonya Mücadelesinde Bir Dönüm Noktası
Hotin Seferi, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki askerî faaliyetleri içerisinde özel bir yere sahiptir. Sefer sonunda sınırlar büyük ölçüde korunmuş, ancak savaş her iki tarafın da askerî, ekonomik ve siyasi kapasitesini zorlayan bir mücadele olarak hafızalarda yer etmiştir.
Bu savaş, Boğdan’ın stratejik önemini bir kez daha ortaya koyarken Karadeniz’in kuzeyindeki güç dengelerinin yalnızca orduların büyüklüğüyle belirlenemeyeceğini de göstermiştir. Tahkim edilmiş savunmalar, lojistik planlama, diplomasi ve iklim şartları savaşın sonucunu doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer almıştır.
Bazı araştırmacılara göre Hotin Seferi, Osmanlı askerî sisteminin değişen savaş koşullarıyla karşılaştığı önemli eşiklerden biridir. Bazı teorilere göre ise bu sefer, II. Osman’ın gerçekleştirmeyi düşündüğü reformların şekillenmesinde belirleyici rol oynamıştır. Kesin bir hükme varmak güç olsa da Hotin’de yaşananların yalnızca 1621 yılıyla sınırlı kalmadığı, sonraki yıllarda Osmanlı iç siyasetinden Doğu Avrupa diplomasisine kadar uzanan geniş bir etki alanı oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bugün Hotin Kalesi’nin taş surları, dört yüzyıl önce yaşanan bu büyük mücadelenin sessiz tanıkları olarak varlığını sürdürmektedir. O surların önünde yaşanan gelişmeler, Osmanlı ile Lehistan arasındaki rekabetin en önemli sayfalarından biri olmayı sürdürmekte; tarihçiler ise yeni belgeler ve farklı yöntemlerle bu seferin ayrıntılarını değerlendirmeye devam etmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu Duraklama ve Gerileme Döneminde Öne Çıkan Diğer Savaşlar;
- Şahkulu İsyanı (1511) – Safevi Etkili Ayaklanma
- Celali İsyanları (1590–1610) – Anadolu’da Büyük Kaos
- Kalenderoğlu İsyanı (1607–1608) – Celali Hareketinin Zirvesi
- Canbolatoğlu İsyanı (1606–1610) – Bölgesel Otorite Krizi
- Abaza Mehmed Paşa İsyanı (1622–1628) – Yeniçeri Karşıtı Hareket
- Bağdat Seferi (1638) – Bağdat’ın Osmanlı Tarafından Yeniden Fethi
- Girit Savaşı (1645–1669) – Uzun Soluklu Ada Mücadelesi
- II. Viyana Kuşatması (1683) – Geri Çekilmenin Başlangıcı
- Kutsal İttifak Savaşları (1683–1699) – Avrupa Koalisyonuna Yenilgi
- Zenta Savaşı (1697) – Büyük Askeri Yenilgi
- Osmanlı-Avusturya Savaşları (1683–1791) – Avrupa’da Güç Kaybı
- Prut Savaşı (1711) – Geçici Osmanlı Başarısı
- Osmanlı-Rus Savaşı (1768–1774) – Karadeniz Dengesi Değişimi
- Türk Savaş Tarihi (Tüm Savaşlar)