Tarih, çoğu zaman savaş meydanlarında kazanılan zaferlerden çok, diplomasi masalarında atılan imzalarla yön değiştirir. Bazı antlaşmalar yalnızca sınırları değiştirmez; devletlerin geleceğini, toplumların hafızasını ve uluslararası dengeleri de yeniden şekillendirir. 18 Ekim 1912 tarihinde imzalanan Uşi Antlaşması da Türk tarihinin bu dönüm noktalarından biridir. Bir yandan Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son büyük toprağı olan Trablusgarp üzerindeki egemenliğinin fiilen sona ermesine neden olurken, diğer yandan Balkan Savaşları öncesinde Osmanlı yönetiminin ne kadar zor bir jeopolitik kuşatma altında bulunduğunu da gözler önüne serer.
Uşi Antlaşması yalnızca “Libya’nın kaybedildiği anlaşma” olarak değerlendirildiğinde eksik kalır. Çünkü bu metin, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren hızlanan Avrupa sömürgeciliğinin, Akdeniz’deki güç rekabetinin ve Osmanlı Devleti’nin aynı anda birçok cephede mücadele etmek zorunda kalmasının doğal sonucuydu. Antlaşmayı anlamak için yalnızca birkaç maddeyi değil, o maddeleri hazırlayan uluslararası atmosferi de incelemek gerekir.
Sanayi Devrimi Sonrası Değişen Dünya Düzeni
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa devletleri yalnızca sanayi üretiminde değil, deniz gücü, ulaşım ve silah teknolojisinde de büyük ilerleme kaydetmişti. Fabrikalar yeni ham madde kaynaklarına ihtiyaç duyuyor, hızla büyüyen ekonomiler ise yeni pazarlar arıyordu. Bu durum özellikle Afrika kıtasının Avrupa devletleri arasında paylaşılmasını hızlandırdı.
1884-1885 Berlin Konferansı sonrasında Afrika’nın büyük bölümü İngiltere, Fransa, Almanya, Belçika, Portekiz ve İtalya arasında sömürgeleştirildi. Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da elinde kalan son önemli bölge Trablusgarp ve Bingazi idi.
İtalya ise Avrupa’nın diğer büyük devletlerine kıyasla sömürge yarışına geç katılmıştı. Bu nedenle siyasi çevrelerde “geç kalmış büyük devlet” psikolojisi hâkimdi. İtalya kamuoyunda Akdeniz’in güney kıyılarının doğal etki alanı olduğu yönünde güçlü bir söylem oluşturulmuştu. Bazı tarihçilere göre Roma İmparatorluğu mirası da bu propagandanın önemli araçlarından biri hâline getirildi.
Trablusgarp Neden Hedef Seçildi?
Bugünkü Libya topraklarını oluşturan Trablusgarp, yalnızca geniş çöl alanlarından ibaret değildi. Bölge;
- Akdeniz ticaret yollarını kontrol edebilecek stratejik konuma sahipti.
- Süveyş Kanalı’na yakınlığı nedeniyle büyük önem taşıyordu.
- Kuzey Afrika’daki güç dengelerini etkileyebilecek bir merkezdi.
- İtalya kıyılarına oldukça yakındı.
Dönemin uluslararası diplomasisinde büyük devletler çoğu zaman birbirlerinin sömürge planlarına sessiz destek veriyordu. İngiltere’nin Mısır’daki çıkarları, Fransa’nın Tunus üzerindeki hâkimiyeti ve Rusya’nın farklı bölgelerdeki hedefleri nedeniyle İtalya’nın Trablusgarp girişimine ciddi bir uluslararası engel oluşmadı.
Bazı araştırmacılar, Avrupa devletleri arasında yapılan gizli diplomatik görüşmelerin İtalya’nın işini kolaylaştırdığını ileri sürmektedir. Bununla birlikte bu konuda tarihçiler arasında farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.
Osmanlı Devleti’nin Zor Durumu
XX. yüzyılın başına gelindiğinde Osmanlı Devleti ciddi ekonomik ve askerî sıkıntılar içindeydi. Donanmanın uzun yıllardır modernize edilememesi, Trablusgarp ile İstanbul arasındaki deniz ulaşımını neredeyse imkânsız hâle getiriyordu.
En önemli sorunlardan biri ise Mısır’dı. Bölge hukuken Osmanlı toprağı görünmesine rağmen fiilen İngiliz kontrolündeydi. Bu nedenle Osmanlı ordusu Trablusgarp’a kara yoluyla asker gönderemiyordu.
Deniz yolunda ise güçlü İtalyan donanması bulunuyordu.
Sonuç olarak Osmanlı Devleti, sahip olduğu toprağı savunabilecek lojistik imkânlardan büyük ölçüde yoksundu.
İtalya’nın Savaş İlanı
29 Eylül 1911 tarihinde İtalya Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.
İtalyan hükümeti, Trablusgarp’ta yaşayan İtalyan vatandaşlarının güvenliğini gerekçe gösterse de birçok tarihçi bu açıklamanın dönemin sömürge politikalarını meşrulaştırmaya yönelik diplomatik bir söylem olduğu görüşündedir.
İtalyan donanması kısa süre içerisinde Trablusgarp kıyılarını abluka altına aldı.
İlk bakışta savaşın kısa sürede sonuçlanacağı düşünülüyordu. Ancak beklenmedik gelişmeler yaşandı.
Genç Subayların Beklenmedik Direnişi
Osmanlı Devleti düzenli ordu gönderemese de bölge tamamen savunmasız bırakılmadı.
Dönemin genç subayları gizlice Mısır üzerinden Trablusgarp’a geçmeyi başardı.
Bu isimler arasında ilerleyen yıllarda Türk tarihine yön verecek önemli kişiler bulunuyordu.
Mustafa Kemal Bey, Enver Bey, Fethi Bey, Nuri Bey ve Kuşçubaşı Eşref gibi isimler yerel halkla iş birliği yaparak direnişi örgütledi.
Düzenli ordunun eksikliğine rağmen uygulanan hareketli savaş taktikleri, İtalyan kuvvetlerinin iç bölgelere ilerlemesini uzun süre engelledi.
Derne ve Tobruk çevresindeki çatışmalar, Osmanlı askerî tarihinin dikkat çekici savunma örnekleri arasında gösterilir.
Mustafa Kemal’in Tobruk ve Derne’deki faaliyetleri, ileride Millî Mücadele’de uygulayacağı bazı askerî yaklaşımların erken örnekleri olarak değerlendirilmektedir.
Savaşın Seyrini Değiştiren Gelişme: Balkanlar’da Yaklaşan Fırtına
Trablusgarp’ta beklediği kadar hızlı sonuç alamayan İtalya, Osmanlı Devleti üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla savaş alanını genişletmeye başladı. Akdeniz’deki üstün donanmasını kullanarak Osmanlı kıyılarını abluka altına aldı ve Ege Denizi’ndeki bazı adalara yöneldi. 1912 yılı baharında Rodos ile On İki Ada’nın büyük bölümü İtalyan işgaline uğradı. İlk bakışta bu hamle, Trablusgarp Savaşı’nın coğrafyasını genişleten askerî bir adım gibi görünse de diplomatik açıdan çok daha derin sonuçlar doğurdu.
Osmanlı Devleti artık yalnızca Kuzey Afrika’da değil, Ege Denizi’nde de yeni bir sorunla karşı karşıyaydı. Donanmasının zayıflığı nedeniyle adaları savunabilecek yeterli deniz gücü bulunmuyordu. Buna rağmen İstanbul yönetimi için asıl tehlike henüz başlamamıştı.
1912 yılının sonbaharında Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ’ın oluşturduğu Balkan İttifakı savaş hazırlıklarını tamamlamıştı. Osmanlı yönetimi, Balkanlar’da geniş çaplı bir saldırının kaçınılmaz hâle geldiğini görüyordu. Böyle bir ortamda Trablusgarp’taki savaşı sürdürmek askerî ve ekonomik açıdan neredeyse imkânsızdı.
Bazı tarihçilere göre Uşi Antlaşması’nın en önemli nedeni İtalya’nın askerî üstünlüğünden çok, Balkan Savaşları’nın yaklaşmasıydı. Osmanlı Devleti, sınırlı kaynaklarını Avrupa topraklarını savunmak için kullanmak zorundaydı. Bu nedenle Trablusgarp meselesi, devletin öncelikleri arasında ikinci plana düştü.
Lozan Gölü Kıyısındaki Küçük Kasabada Büyük Karar
Barış görüşmeleri İsviçre’nin Lozan kentinin yakınındaki Uşi (Ouchy) kasabasında yürütüldü. Antlaşmanın “Uşi Antlaşması” olarak anılmasının nedeni de budur. Bazı yabancı kaynaklarda ise “Birinci Lozan Antlaşması” adı kullanılmaktadır. Bunun nedeni, 1923 yılında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası statüsünü belirleyen Lozan Antlaşması ile karıştırılmasını önlemektir.
18 Ekim 1912 tarihinde taraflar arasında anlaşmaya varıldı.
Antlaşmanın maddeleri incelendiğinde, Osmanlı Devleti’nin doğrudan “Libya’yı İtalya’ya bırakıyorum” şeklinde açık bir hüküm koymadığı görülür. Bunun yerine daha diplomatik bir dil tercih edilmiştir. Bu yaklaşım, dönemin uluslararası hukuk anlayışının ve Osmanlı diplomasisinin dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Uşi Antlaşması’nın Başlıca Hükümleri
Antlaşmanın en dikkat çekici maddeleri şunlardı:
- Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Bingazi’deki askerî birliklerini geri çekecekti.
- Bölgedeki sivil yöneticiler görevlerinden ayrılacaktı.
- Bölgenin dinî otoritesi olarak Osmanlı padişahının halifelik sıfatı sembolik biçimde korunacaktı.
- İtalya, savaşın sona ermesiyle birlikte Ege’de işgal ettiği On İki Ada’yı geri vermeyi taahhüt edecekti.
- Taraflar karşılıklı olarak savaş hâlini sona erdirecekti.
Ancak antlaşmanın en tartışmalı maddelerinden biri On İki Ada ile ilgiliydi. İtalya, adaları geçici olarak elinde tutacağını açıklasa da Balkan Savaşları’nın başlaması ve ardından gelen Birinci Dünya Savaşı nedeniyle bu geçicilik hiçbir zaman gerçekleşmedi. Böylece adalar uzun yıllar İtalyan yönetiminde kaldı.
Bazı araştırmacılar, Uşi Antlaşması’nın en kalıcı etkisinin Trablusgarp’tan çok Ege Denizi’ndeki güç dengelerini değiştirmesi olduğunu savunmaktadır.
Osmanlı’nın Afrika’daki Son Büyük Toprağı
Uşi Antlaşması’nın ardından Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son büyük toprağı da fiilen elden çıktı. Böylece yaklaşık dört yüzyıl süren Osmanlı varlığı sona erdi.
1551 yılında Turgut Reis ve Sinan Paşa’nın seferleriyle Osmanlı hâkimiyetine giren Trablusgarp, Akdeniz’in güneyinde önemli bir askerî üs ve ticaret merkezi olmuştu. Bölge, özellikle Osmanlı denizciliğinin gelişiminde ve Akdeniz korsanlığına karşı yürütülen mücadelede stratejik rol üstlenmişti.
XIX. yüzyılda Avrupa sömürgeciliğinin hız kazanmasıyla birlikte bu stratejik önem daha da arttı. Süveyş Kanalı’nın açılması, Akdeniz’in küresel ticaretteki konumunu güçlendirirken Trablusgarp da büyük devletlerin dikkatini çeken bölgelerden biri hâline geldi.
Bu nedenle Uşi Antlaşması yalnızca bir toprak kaybı değil, Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki jeopolitik etkisinin önemli ölçüde daralması anlamına geliyordu.
Halifelik Yetkisinin Korunması Ne Anlama Geliyordu?
Antlaşmanın dikkat çeken yönlerinden biri, padişahın halifelik sıfatının Trablusgarp’taki Müslüman halk üzerinde dinî otorite olarak kabul edilmeye devam edilmesiydi.
Bu madde, siyasi egemenlik ile dinî liderlik arasındaki ayrımı göstermesi bakımından önemlidir. Osmanlı Devleti, fiilî yönetimi kaybetmesine rağmen İslam dünyasındaki manevi nüfuzunu tamamen yitirmemeye çalışıyordu.
Bazı tarihçiler, bu yaklaşımın daha sonra İngiltere’nin Hindistan’daki Müslüman nüfus politikaları üzerinde de dolaylı etkiler oluşturduğunu ileri sürmektedir. Bununla birlikte bu görüş, tarih yazımında farklı şekillerde değerlendirilmektedir.
İtalya Beklediğini Bulabildi mi?
İtalya savaş sonunda istediği sömürgeyi elde etmiş görünüyordu. Ancak süreç beklediği kadar kolay ilerlemedi.
Trablusgarp’ın iç kesimlerinde yerel direniş uzun yıllar devam etti. Özellikle Senûsî hareketi, İtalyan yönetimine karşı önemli bir mücadele yürüttü. İtalya’nın bölge üzerinde tam kontrol sağlaması zaman aldı ve ciddi askerî harcamalar gerektirdi.
Bu durum, sömürge savaşlarının yalnızca diplomatik belgelerle sona ermediğini gösteren önemli örneklerden biridir. Bir antlaşma imzalanabilir; ancak yerel halkın direnişi, siyasi gerçekliği uzun yıllar değiştirmeye devam edebilir.
Uşi Antlaşması’nın Osmanlı Dış Politikasına Bıraktığı Miras
Uşi Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin askerî kapasitesinden çok diplomatik hareket alanının daraldığını gösteren belgelerden biri olarak kabul edilir. Devlet, aynı anda birden fazla cephede mücadele etmek zorunda kalınca önceliklerini yeniden belirlemek zorunda kalmıştı. Trablusgarp’tan çekilme kararı da bu zorunluluğun bir sonucuydu.
Antlaşmadan yalnızca birkaç gün sonra Balkan Savaşları’nın başlaması, İstanbul yönetiminin endişelerinde haklı olduğunu ortaya koydu. Osmanlı ordusu kısa süre içinde Rumeli’de çok daha büyük bir krizle karşı karşıya kaldı. Bu nedenle Trablusgarp meselesi kamuoyunun gündeminde ikinci plana düştü.
Bazı tarihçiler, eğer Balkan Savaşları aynı dönemde patlak vermemiş olsaydı Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’taki direnişi daha uzun süre destekleyebileceğini ifade etmektedir. Buna karşılık başka araştırmacılar ise donanmanın yetersizliği ve uluslararası dengeler nedeniyle savaşın sonucunun büyük ölçüde değişmeyeceğini savunmaktadır. Bu farklı değerlendirmeler, tarihî olayların tek bir neden üzerinden açıklanmasının ne kadar güç olduğunu göstermektedir.
On İki Ada Meselesi ve Uzun Süreli Etkileri
Uşi Antlaşması denildiğinde çoğu zaman Libya’nın kaybı öne çıkar. Ancak antlaşmanın en kalıcı sonuçlarından biri Ege Denizi’nde ortaya çıktı.
İtalya, On İki Ada’yı Balkan Savaşları sona erdikten sonra geri vereceğini taahhüt etmişti. Ancak savaşların ardı arkası kesilmedi. Önce Balkan Savaşları, ardından Birinci Dünya Savaşı yaşandı. Bu gelişmeler, adaların geri verilmesi konusunu fiilen ortadan kaldırdı.
Daha sonraki yıllarda İtalya’nın adalar üzerindeki hâkimiyeti uluslararası antlaşmalarla güçlendi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ise On İki Ada Yunanistan’a bırakıldı.
Dolayısıyla Uşi Antlaşması, yalnızca Kuzey Afrika’nın değil, Ege’nin siyasi coğrafyasını da uzun yıllar etkilemiş oldu. Günümüzde Doğu Akdeniz ve Ege’deki jeopolitik tartışmalar incelenirken, bu dönemin diplomatik mirasına sıkça atıf yapılmasının nedenlerinden biri de budur.
Trablusgarp Savaşı’nın Türk Askerî Tarihindeki Yeri
Savaşın sonucunda Osmanlı Devleti hedeflediği başarıya ulaşamamış olsa da Trablusgarp Cephesi, Türk askerî tarihinin önemli tecrübe alanlarından biri hâline geldi.
Mustafa Kemal Bey’in Derne ve Tobruk’taki faaliyetleri, Enver Bey’in yerel direnişi örgütleme çabaları ve gönüllü subayların sınırlı imkânlarla yürüttükleri mücadele, ilerleyen yıllarda Millî Mücadele kadrolarının deneyim kazanmasına katkı sağladı.
Düzenli ordunun bulunmadığı şartlarda yerel halkla iş birliği yapılması, hareketli savunma yöntemleri ve araziye uyumlu savaş teknikleri dikkat çekici örnekler oluşturdu.
Bazı askerî tarih araştırmacıları, Trablusgarp’ta edinilen bu deneyimlerin Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı sırasında görev yapan bazı komutanların karar alma süreçlerini dolaylı biçimde etkilediğini değerlendirmektedir. Bunun kesin olarak ölçülmesi mümkün olmasa da personel sürekliliği dikkate alındığında bu görüş tamamen göz ardı edilmemektedir.
Alternatif Bir Bakış Açısı: Osmanlı Afrika’yı Gerçekten Uşi’de mi Kaybetti?
Popüler tarih anlatılarında sıkça kullanılan “Osmanlı Afrika’yı Uşi Antlaşması ile kaybetti” ifadesi, güçlü bir özet olmakla birlikte tek başına bütün süreci açıklamaz.
Alternatif bir bakış açısına göre Trablusgarp’ın kaybı, 1912 yılında atılan bir imzadan çok daha önce başlayan uzun vadeli gelişmelerin sonucuydu.
Sanayi Devrimi sonrasında Avrupa devletlerinin ekonomik üstünlüğü, modern donanmaların ortaya çıkması, Osmanlı maliyesindeki sorunlar, ulaşım ve haberleşme alanındaki yetersizlikler, uluslararası diplomatik yalnızlık ve sömürgecilik yarışının hız kazanması bu sürecin temel belirleyicileri arasında gösterilebilir.
Bu perspektiften bakıldığında Uşi Antlaşması, kaybın nedeni değil; zaten olgunlaşmış bir jeopolitik dönüşümün resmî belgesi olarak yorumlanabilir.
Buna karşılık bazı tarihçiler, Trablusgarp’taki direnişin daha güçlü şekilde desteklenebilmesi hâlinde savaşın süresinin uzayabileceğini ve İtalya’nın uluslararası baskıyla farklı bir çözümü kabul etmek zorunda kalabileceğini ileri sürmektedir. Ancak bu görüş, varsayımsal bir değerlendirme niteliğindedir ve tarih yazımında ortak kabul görmüş bir sonuç değildir.
Tarih Yazımında Uşi Antlaşması Nasıl Değerlendiriliyor?
Modern tarihçilik, Uşi Antlaşması’nı yalnızca “toprak kaybı” ekseninde ele almamaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar, antlaşmayı uluslararası hukuk, sömürgecilik tarihi, Akdeniz jeopolitiği ve diplomasi tarihi açısından da incelemektedir.
Bu yaklaşım, olayın çok katmanlı yapısını ortaya koymaktadır. Bir yandan Avrupa sömürgeciliğinin yükselişi, diğer yandan Osmanlı Devleti’nin aynı dönemde karşı karşıya kaldığı iç ve dış sorunlar birlikte değerlendirildiğinde, Uşi Antlaşması’nın tek bir nedene indirgenemeyecek kadar karmaşık bir tarihî süreç olduğu anlaşılır.
Ayrıca antlaşma, XX. yüzyılın başındaki güç dengelerinin ne kadar hızlı değişebildiğini gösteren önemli örneklerden biridir. Yaklaşık iki yıl sonra başlayacak Birinci Dünya Savaşı, yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, Uşi Antlaşması’nı hazırlayan uluslararası düzenin de büyük ölçüde değişmesine yol açacaktır.
Tarihin Sessiz Dönüm Noktalarından Biri
Bazı antlaşmalar, imzalandıkları gün büyük kutlamalara veya sert tartışmalara sahne olur. Bazıları ise etkileri yıllar içinde daha iyi anlaşılan sessiz dönüm noktalarına dönüşür. Uşi Antlaşması ikinci grupta yer alır.
18 Ekim 1912’de İsviçre’nin sakin bir kasabasında atılan imzalar, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki yaklaşık dört asırlık varlığını fiilen sona erdirdi. Aynı zamanda Balkan Savaşları’nın gölgesinde şekillenen yeni bir dönemin kapısını araladı. Kısa süre sonra yaşanacak gelişmeler, Osmanlı Devleti’nin yalnızca Afrika’daki değil, Avrupa’daki topraklarının da büyük bölümünü kaybetmesine neden olacaktı.
Bugünden geriye bakıldığında Uşi Antlaşması, yalnızca bir barış metni olarak değil; küresel güç dengelerinin değişimini, sömürgeciliğin ulaştığı boyutu ve Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu çok yönlü krizi yansıtan tarihî bir belge olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle antlaşma, Türk antlaşmalar tarihi içinde yalnızca bir sonu değil, aynı zamanda yeni bir tarihî dönemin başlangıcını da simgelemektedir.
Türk antlaşmalar Tarihinde Öne Çıkan Diğer Antlaşmalar;
- Karlofça Antlaşması: Osmanlı İlk Büyük Toprak Kaybını Nasıl Yaşadı?
- Küçük Kaynarca: Osmanlı’yı Rusya’ya Bağımlı Hale Getiren Anlaşma
- Zitvatorok: Osmanlı Avrupa Karşısında İlk Kez Neden Geri Adım Attı?
- Kasr-ı Şirin: 400 Yıldır Değişmeyen Sınır Nasıl Çizildi?
- Yıllarca Süren Savaş Nasıl Bitti? Amasya Antlaşması’nın Perde Arkası
- Belgrad Antlaşması: Osmanlı Avrupa’da Gerçekten Güç Mü Kazandı, Yoksa Zaman mı Satın Aldı?
- Pasarofça: Osmanlı Neden Batı Karşısında Geri Çekilmeye Başladı?
- Prut Antlaşması: Osmanlı Rusya’yı Neden Tamamen Yok Etmedi?
- Yaş Antlaşması: Kırım’ın Kaybı Nasıl Resmileşti?
- Edirne Antlaşması (1829): Osmanlı Balkanları Nasıl Kaybetmeye Başladı?
- Balta Limanı Antlaşması: Osmanlı Ekonomisi Nasıl Dışa Bağımlı Hale Geldi?
- Hünkar İskelesi: Osmanlı Neden Rusya’ya Muhtaç Hale Geldi?
- Londra Boğazlar Sözleşmesi: Osmanlı Boğazları Nasıl Kaybetti?
- Paris Antlaşması (1856): Osmanlı Gerçekten Avrupa Devleti Oldu mu?
- Berlin Antlaşması: Balkanlar Nasıl Parçalandı?
- Ayastefanos Antlaşması: Büyük Bulgaristan Planı Gerçekten Nasıl Ortaya Çıktı?
- Kıbrıs Sözleşmesi: Osmanlı Adayı Neden İngiltere’ye Bıraktı?
- Mondros Mütarekesi: Osmanlı’yı Bitiren İmza
- Sevr Antlaşması: Türkiye Haritadan Nasıl Silinmek İstendi?
- Lozan Antlaşması: Gerçekten Bir Zafer mi, Zorunlu Bir Uzlaşma mı?
- Gümrü Antlaşması: Yeni Türkiye’nin İlk Uluslararası Başarısı
- Moskova Antlaşması: Türkiye-Sovyet Yakınlaşması Nasıl Başladı?
- Tek Bir İmza Savaşı Bitirdi: Ankara Antlaşması’yla Güney Cephesi Nasıl Kapandı?
- Kars Antlaşması: Türkiye’nin Doğu Sınırı Nasıl Belirlendi?
- Mudanya Ateşkesi: Savaş Bitmeden Zafer Nasıl Kazanıldı?
- Montrö Sözleşmesi: Türkiye Boğazları Nasıl Geri Aldı?
- Brest-Litovsk: Osmanlı Kaybettiği Toprakları Nasıl Geri Aldı?
- Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması: İmparatorluk Savaşa Neden Girdi?
- Osmanlı-Venedik Antlaşmaları: Ticaret Uğruna Neler Verildi?