18. yüzyılın Avrupa siyasetinde savaşlar kadar antlaşmalar da devletlerin kaderini belirliyordu. Osmanlı Devleti, Avusturya, Rusya ve Avrupa’nın diğer büyük güçleri arasında yaşanan mücadeleler yalnızca sınırları değil, diplomatik dengeleri de yeniden şekillendiriyordu. Bu dönemde imzalanan bazı antlaşmalar geniş kitleler tarafından iyi bilinirken, bazıları daha büyük gelişmelerin gölgesinde kalmıştır. 1739 tarihli Niş Antlaşması da bu ikinci gruba giren belgelerden biridir.
Tarih kitaplarında çoğu zaman Belgrad Antlaşması’nın gölgesinde kalan Niş Antlaşması, aslında Osmanlı-Rus ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Belgrad’da Avusturya ile yürütülen müzakerelerin ardından Rusya ile imzalanan bu anlaşma, Karadeniz’in kuzeyindeki güç mücadelesinin yönünü belirlemiş ve Osmanlı Devleti’nin son büyük diplomatik başarılarından biri olarak değerlendirilmiştir.
Niş Antlaşması’nı anlamak için yalnızca imzalandığı tarihe değil, onu hazırlayan uzun siyasi ve askerî sürece de bakmak gerekir.
Osmanlı-Rus Rekabetinin Derinleştiği Yıllar
17. yüzyılın sonlarından itibaren Rusya, Avrupa’nın yükselen güçlerinden biri hâline gelmeye başlamıştı. Çarlık yönetimi özellikle Karadeniz’e ve sıcak denizlere ulaşma hedefini dış politikasının merkezine yerleştiriyordu.
Osmanlı Devleti açısından ise Karadeniz yalnızca bir iç deniz değil, aynı zamanda güvenliğin temel unsurlarından biriydi. Kırım Hanlığı’nın varlığı, Karadeniz kıyılarındaki Osmanlı kaleleri ve Balkanlar ile Kafkasya arasındaki stratejik hatlar bu güvenlik sisteminin parçalarıydı.
I. Petro döneminden itibaren Rusya’nın güneye doğru ilerleme politikası daha belirgin hâle geldi. Azak Kalesi’nin ele geçirilmesi ve Karadeniz’e açılma girişimleri Osmanlı yönetimini endişelendiriyordu. Her ne kadar bazı dönemlerde diplomatik çözümler bulunmuş olsa da iki devlet arasındaki rekabet giderek daha sert bir karakter kazandı.
1730’lu yıllara gelindiğinde Avrupa’daki güç dengeleri yeniden hareketlenmişti. Rusya, Osmanlı sınırlarına yönelik askerî faaliyetlerini artırırken Avusturya da bölgedeki gelişmeleri yakından takip ediyordu. Böylece Osmanlı Devleti aynı anda iki büyük rakiple karşı karşıya kalacaktı.
1736–1739 Osmanlı-Rus-Avusturya Savaşı
1736 yılında başlayan savaş, ilk aşamada Rusya ile Osmanlı Devleti arasında gerçekleşti. Rus orduları Kırım ve Karadeniz’in kuzey bölgelerinde ilerlemeye çalışırken Osmanlı kuvvetleri de çeşitli cephelerde direniş gösteriyordu.
Rusların en önemli hedeflerinden biri Azak bölgesini kontrol altına almaktı. Bu bölge Karadeniz’e erişim açısından stratejik bir öneme sahipti. Ancak savaşın beklenenden daha uzun sürmesi, lojistik zorluklar ve salgın hastalıklar Rus ordusunu zorladı.
1737 yılında Avusturya’nın savaşa katılması Osmanlı Devleti için ciddi bir tehdit oluşturdu. İki cephede mücadele etmek zorunda kalan Osmanlı yönetimi başlangıçta zorlandıysa da zamanla önemli başarılar elde etti.
Özellikle Sadrazam Ivaz Mehmed Paşa ve daha sonra görev alan Osmanlı komutanlarının yürüttüğü askerî faaliyetler Avusturya cephesinde etkili sonuçlar doğurdu. Belgrad’ın geri alınması yalnızca askerî değil, psikolojik açıdan da büyük önem taşıyordu.
Belgrad’ın yeniden Osmanlı hâkimiyetine girmesi Avrupa başkentlerinde dikkatle takip edildi. Çünkü 1718 Pasarofça Antlaşması sonrasında kaybedilen önemli bölgelerin bir kısmı yeniden kazanılmış oluyordu.
Belgrad Antlaşması ve Yeni Diplomatik Denge
1739 yılına gelindiğinde Avusturya savaşın yükünü taşımakta zorlanıyordu. Osmanlı ordusunun elde ettiği başarılar sonucunda müzakereler başladı ve aynı yıl Belgrad Antlaşması imzalandı.
Bu anlaşmayla Avusturya, Pasarofça sonrasında elde ettiği bazı toprakları Osmanlı Devleti’ne geri verdi. Belgrad yeniden Osmanlı egemenliğine geçti. Böylece Osmanlı Devleti uzun süredir ilk kez büyük bir Avrupa gücü karşısında diplomatik üstünlük sağlamış oldu.
Ancak savaş henüz tamamen sona ermemişti. Rusya ile ayrı bir müzakere süreci devam ediyordu. İşte Niş Antlaşması bu noktada ortaya çıktı.
Belgrad Antlaşması Osmanlı-Avusturya ilişkilerini düzenlerken, Niş Antlaşması Osmanlı-Rus ilişkilerinin çerçevesini belirleyen tamamlayıcı belge niteliğindeydi.
Niş Şehrinde Yürütülen Görüşmeler
Bugünkü Sırbistan sınırları içerisinde bulunan Niş, Osmanlı döneminde Balkanlar’ın önemli merkezlerinden biriydi. Stratejik konumu nedeniyle diplomatik görüşmeler için uygun bir ortam sunuyordu.
1739 yılı içerisinde yürütülen müzakerelerde taraflar savaşın devam etmesinin maliyetini dikkate almak zorunda kaldılar. Rusya askerî açıdan bazı başarılar elde etmiş olsa da beklediği ölçüde kalıcı sonuçlara ulaşamamıştı.
Osmanlı Devleti ise Avusturya karşısındaki başarısını diplomatik masaya taşıma fırsatı bulmuştu. Fransa’nın arabuluculuk faaliyetleri de görüşmelerin şekillenmesinde etkili oldu.
Bazı tarihçilere göre Fransa’nın Osmanlı lehine yürüttüğü diplomatik girişimler, antlaşmanın sonuçlarında önemli rol oynadı. Çünkü Fransa, Avrupa güçler dengesi içerisinde Avusturya ve Rusya’nın aşırı güçlenmesini istemiyordu.
Niş Antlaşması’nın Temel Maddeleri
Niş Antlaşması’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, Rusya’nın Karadeniz’deki faaliyetlerine getirilen sınırlamalardır.
Antlaşma kapsamında Azak Kalesi Rusya’ya bırakılmıştır. Ancak kalenin tahkim edilmemesi ve askerî üs niteliğinde kullanılmaması şart koşulmuştur.
Rusya’nın Karadeniz’de savaş gemisi bulundurması yasaklanmıştır. Bu madde Osmanlı Devleti açısından son derece önemliydi. Çünkü Karadeniz’in güvenlik dengesi korunmuş oluyordu.
Rus ticaret gemilerinin ise Osmanlı gemileri aracılığıyla faaliyet göstermesi öngörülmüştür. Böylece Rusya’nın deniz ticareti üzerindeki bağımsız hareket alanı sınırlandırılmıştır.
Taraflar arasında esir değişimi ve barışın korunmasına yönelik çeşitli hükümler de yer alıyordu.
Bu maddeler incelendiğinde Osmanlı diplomasisinin önemli kazanımlar elde ettiği görülmektedir. Nitekim birçok tarihçi Niş Antlaşması’nı Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıldaki son büyük diplomatik başarılarından biri olarak değerlendirmektedir.
Karadeniz Meselesi ve Güç Dengeleri
Niş Antlaşması’nın gerçek önemi Karadeniz meselesinde ortaya çıkar.
Rusya’nın temel stratejik hedeflerinden biri Karadeniz’e tam erişim sağlamaktı. Ancak 1739 düzenlemeleri bu hedefi önemli ölçüde geciktirdi.
Osmanlı Devleti Karadeniz’i fiilen kapalı bir Osmanlı denizi olarak korumayı başardı. Böylece kuzeyden gelebilecek askerî baskı bir süreliğine sınırlandırıldı.
Bu durum yalnızca Osmanlı-Rus ilişkilerini değil, Avrupa siyasetini de etkiledi. Çünkü Karadeniz üzerindeki kontrol, Balkanlar, Kafkasya ve Doğu Avrupa’daki güç dengeleriyle doğrudan bağlantılıydı.
Bazı araştırmacılara göre Niş Antlaşması sayesinde Osmanlı Devleti yaklaşık otuz yıl boyunca kuzey sınırlarında göreli bir rahatlama dönemi yaşadı. Her ne kadar sonraki yıllarda yeni çatışmalar ortaya çıkacak olsa da 1739 düzenlemeleri kısa vadede istikrar sağlamıştır.
Osmanlı Diplomasisinin Başarı Nedenleri
1739 yılında elde edilen sonuçlar yalnızca askerî zaferlerle açıklanamaz.
Osmanlı Devleti bu dönemde diplomatik müzakere kapasitesini etkili biçimde kullanmıştır. Avrupa devletleri arasındaki rekabet dikkatle izlenmiş, özellikle Fransa ile ilişkilerden faydalanılmıştır.
Avusturya’nın savaş yorgunluğu ve Rusya’nın lojistik sorunları Osmanlı tarafına avantaj sağlamıştır. Bunun yanında Osmanlı ordusunun Belgrad çevresindeki başarıları müzakere masasındaki dengeyi değiştirmiştir.
Bazı tarihçiler, 1739 yılını Osmanlı dış politikasının en başarılı dönemlerinden biri olarak yorumlar. Çünkü devlet hem Avusturya hem de Rusya karşısında aynı yıl içerisinde diplomatik kazanç elde etmiştir.
Bu başarı, sonraki yüzyılda yaşanacak askerî ve siyasi gerilemeler nedeniyle zaman zaman göz ardı edilse de dönemin koşulları içerisinde oldukça dikkat çekicidir.
Antlaşmanın Uzun Vadeli Sonuçları
Niş Antlaşması’nın etkileri yalnızca birkaç yıl ile sınırlı kalmadı.
Rusya Karadeniz hedefinden vazgeçmedi. Ancak bu hedefe ulaşabilmek için yeni fırsatlar beklemek zorunda kaldı. Nitekim ilerleyen yıllarda Rus dış politikasında Karadeniz ve Kırım konusu yeniden ön plana çıkacaktı.
1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı ve ardından gelen Küçük Kaynarca Antlaşması, 1739’da kurulan dengenin önemli ölçüde değişmesine yol açtı. Buna rağmen Niş Antlaşması yaklaşık otuz beş yıl boyunca belirli bir istikrar zemini oluşturdu.
Osmanlı Devleti açısından ise bu anlaşma, diplomasi ve askerî gücün birlikte kullanıldığında etkili sonuçlar verebildiğinin bir örneği olarak görülebilir.
Ayrıca Balkanlar’daki Osmanlı hâkimiyetinin devamı açısından da önemli bir güvenlik perdesi oluşturmuştur. Belgrad’ın geri kazanılması ve Rus ilerleyişinin sınırlandırılması devletin bölgesel konumunu güçlendirmiştir.
Tarih Yazımında Niş Antlaşması’nın Yeri
Günümüzde Niş Antlaşması çoğu zaman Belgrad Antlaşması’nın bir eki gibi değerlendirilir. Oysa iki anlaşma birlikte incelendiğinde daha geniş bir stratejik tablonun parçaları oldukları görülür.
Belgrad Antlaşması Avusturya cephesindeki düzenlemeleri içerirken, Niş Antlaşması kuzeydeki Rus meselesini çözümleyen temel belge niteliğindedir.
Bazı araştırmacılar, Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıldaki son büyük diplomatik üstünlüğünün aslında bu iki anlaşmanın ortak sonucu olduğunu savunur. Alternatif bir bakış açısına göre ise Niş Antlaşması, Rusya’nın uzun vadeli hedeflerini yalnızca ertelemiş, tamamen engelleyememiştir.
Bu değerlendirmeler farklılık gösterse de antlaşmanın dönemin uluslararası ilişkilerinde önemli bir yere sahip olduğu konusunda genel bir uzlaşı bulunmaktadır.
Diplomasi Masasında Kazanılan Bir Dönem
1739 yılında Niş’te imzalanan antlaşma, savaş meydanlarında elde edilen başarıların diplomatik belgeye dönüştüğü bir sürecin ürünüdür. Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya gibi iki büyük rakiple mücadele ettiği bir dönemde önemli kazanımlar elde etmiş, özellikle Karadeniz üzerindeki kontrolünü korumayı başarmıştır.
Tarih boyunca bazı antlaşmalar yalnızca sınır çizmez; aynı zamanda güç dengelerini yeniden tanımlar. Niş Antlaşması da bu tür belgelerden biridir. Belgrad Antlaşması’nın tamamlayıcısı olarak ortaya çıkan bu düzenleme, Osmanlı-Rus rekabetinde geçici de olsa yeni bir denge yaratmış ve 18. yüzyıl Avrupa siyasetinin şekillenmesinde etkili olmuştur.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Niş Antlaşması, yalnızca bir barış anlaşması değil; Osmanlı diplomasisinin belirli bir dönemde ulaştığı etkinliğin de önemli göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
Bu Dönemde Öne Çıkan Diğer Antlaşmalar;
- Kandiye Antlaşması (1669) – Girit’in Alınışı
- Bucaş Antlaşması (1672) – Lehistan Zaferi
- İzvança Antlaşması (1676) – Lehistan Dengesi
- Bahçesaray Antlaşması (1681) – Rusya ile İlk Anlaşma
- Karlofça Antlaşması (1699) – Büyük Toprak Kaybı
- İstanbul Antlaşması (1700) – Karlofça Tamamlayıcısı
- Prut Antlaşması (1711): Osmanlı ile Rusya Arasında Değişen Güç Dengesi
- Edirne Antlaşması (1713) – Lehistan Düzeni
- Pasarofça Antlaşması (1718) – Avusturya’ya Toprak Kaybı
- İstanbul Antlaşması (1724) – İran Paylaşımı
- Hemedan Antlaşması (1727) – İran İlişkisi
- Ahmet Paşa Antlaşması (1732) – İran Barışı
- İstanbul Antlaşması (1736) – Rusya Dengesi
- Belgrad Antlaşması (1739) – Osmanlı’nın Avrupa’daki Son Büyük Diplomatik Kazanımı
- Kerden Antlaşması (1746) – İran Sınırı
- Türk Antlaşmalar Tarihi (1403-1936) – Tüm Antlaşmalar