Türk Tarihi

El-Ariş Antlaşması (1800): Mısır Meselesi

El-Ariş Antlaşması (1800), Osmanlı Devleti, Fransa ve İngiltere arasındaki güç mücadelesinin merkezinde şekillenen önemli bir diplomatik girişimdi. Her ne kadar tam anlamıyla uygulanamasa da, Mısır Meselesi'nin gelişimini ve Osmanlı dış politikasının dönüşümünü anlamak açısından dikkat çekici bir tarihî belge olarak öne çıkmaktadır.
1800 El-Ariş Antlaşması sırasında Osmanlı ve Fransız temsilcilerinin Sina Çölü'nde yürüttüğü tarihî diplomatik görüşmeyi betimleyen gerçekçi sahne.

1798 yazında Fransız donanmasının İskenderiye kıyılarında görünmesi, yalnızca Mısır’ın değil, Osmanlı Devleti’nin de yeni bir döneme girdiğinin işaretlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusunun Mısır’ı işgali, ilk bakışta Avrupa devletleri arasındaki rekabetin Akdeniz’e taşınması gibi görünse de, gelişmeler kısa sürede çok daha geniş bir siyasi tabloyu ortaya çıkardı. Mısır artık yalnızca Osmanlı Devleti’nin önemli bir eyaleti değil, Avrupa’nın büyük güçlerinin nüfuz mücadelesinin merkezlerinden biri hâline gelmişti.

Bu gelişmelerin ortasında imzalanan El-Ariş Antlaşması ise çoğu zaman Napolyon’un Mısır Seferi kadar geniş biçimde ele alınmasa da, Osmanlı diplomasi tarihinin dikkat çekici dönüm noktalarından biri olarak görülmektedir. Antlaşma, savaş meydanlarında alınan kararların diplomasi masasında nasıl farklı anlamlar kazandığını göstermesi bakımından önem taşır. Aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin Avrupa güç dengeleri içinde hareket etmek zorunda kaldığı yeni dönemin erken örneklerinden biri olarak da değerlendirilebilir.

Bazı tarihçilere göre El-Ariş Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin askerî gücünden çok uluslararası ittifakların belirleyici hâle geldiği yeni bir diplomatik çağın başlangıcını simgelemektedir. Alternatif bir bakış açısı ise bu antlaşmanın, İngiltere ile Fransa arasındaki rekabetin Osmanlı karar alma süreçleri üzerindeki etkisini açık biçimde ortaya koyduğunu ileri sürmektedir.

Mısır Neden Avrupa’nın En Stratejik Bölgelerinden Biriydi?

On sekizinci yüzyılın sonlarına gelindiğinde dünya ticaret yolları yeniden şekilleniyordu. Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz arasındaki bağlantılar büyük devletlerin ekonomik planlarında önemli yer tutmaya başlamıştı. Mısır ise bu coğrafi ağın tam merkezinde bulunuyordu.

Osmanlı yönetimi açısından Mısır yalnızca vergi gelirleri yüksek bir eyalet değildi. Bölge aynı zamanda Hicaz’a uzanan yolların güvenliği, Doğu Akdeniz ticaretinin devamlılığı ve Afrika ile kurulan siyasi ilişkiler bakımından da büyük önem taşıyordu.

Fransa açısından ise tablo farklıydı. Fransız yönetimi, İngiltere’nin Hindistan ile olan bağlantısını dolaylı biçimde kesebilecek bir strateji geliştirmeye çalışıyordu. Napolyon’un Mısır Seferi de bu düşüncenin önemli bir parçası olarak yorumlanmaktadır.

Bazı araştırmacılar, Fransız yönetiminin yalnızca askerî hedefler peşinde olmadığını, aynı zamanda bilimsel keşifler, haritacılık çalışmaları ve kültürel araştırmalar aracılığıyla bölge üzerinde uzun vadeli bir nüfuz oluşturmayı planladığını belirtmektedir. Sefer sırasında çok sayıda mühendis, bilim insanı ve ressamın orduya eşlik etmesi bu görüşü destekleyen unsurlar arasında gösterilmektedir.

Napolyon’un Mısır Seferi ve Değişen Dengeler

1798 yılında başlayan Fransız harekâtı ilk aşamada oldukça başarılı görünüyordu. İskenderiye kısa sürede ele geçirildi. Ardından Kahire’ye ilerleyen Fransız birlikleri Memlük kuvvetlerini mağlup etti.

Ancak kara savaşlarında elde edilen başarılar denizlerde aynı sonucu vermedi.

İngiliz Amiral Horatio Nelson komutasındaki donanmanın Ebukır Deniz Muharebesi’nde Fransız filosunu büyük ölçüde imha etmesi, seferin kaderini değiştiren gelişmelerden biri olarak kabul edilmektedir. Fransız ordusu Mısır’da kalmış, ancak Avrupa ile olan bağlantısı büyük ölçüde kesilmişti.

Bu durum Osmanlı Devleti için yeni fırsatlar doğurdu. İstanbul yönetimi İngiltere ve Rusya ile iş birliğine yönelerek Fransa’ya karşı geniş kapsamlı bir ittifak oluşturdu.

Osmanlı ordusu farklı cephelerde Fransız birliklerini baskı altına almaya çalışırken, Akdeniz’deki İngiliz üstünlüğü Fransızların hareket alanını giderek daraltıyordu.

Bazı tarihçilere göre tam da bu dönemde Osmanlı dış politikası klasik anlayıştan modern güç dengesi siyasetine geçiş sürecine girmiştir. Çünkü artık yalnızca iki devlet arasındaki savaşlar değil, çok taraflı ittifaklar belirleyici olmaya başlamıştı.

Napolyon’un Ayrılışı ve Yeni Bir Belirsizlik

1799 yılı, Mısır Seferi açısından önemli kırılmalardan biri oldu.

Napolyon, Fransa’daki siyasi gelişmeleri yakından takip ediyor ve Avrupa’daki güç mücadelesinin yeni bir aşamaya girdiğini görüyordu. Bunun üzerine Mısır’daki ordusunu geride bırakarak Fransa’ya döndü. Komutayı General Jean-Baptiste Kléber devraldı.

Kléber, selefinden oldukça farklı bir tabloyla karşı karşıyaydı.

Fransız ordusu uzun süredir ikmal sıkıntısı çekiyor, askerlerin morali düşüyor ve Osmanlı kuvvetlerinin baskısı giderek artıyordu. İngiliz donanmasının Akdeniz üzerindeki hâkimiyeti ise Fransa’dan düzenli destek alınmasını neredeyse imkânsız hâle getiriyordu.

Bu şartlar altında Kléber’in önceliği savaşı uzatmak yerine ordusunu güvenli biçimde Fransa’ya döndürebilecek diplomatik bir çözüm bulmaktı.

İşte El-Ariş Antlaşması fikri bu ortamda ortaya çıktı.

El-Ariş’te Başlayan Diplomasi

1800 yılının başlarında Sina Yarımadası’nın kuzeyindeki El-Ariş bölgesi, askerî çatışmaların yaşandığı bir sınır hattından çok diplomatik görüşmelerin merkezi hâline geldi.

Fransız temsilcileri ile Osmanlı yetkilileri arasında yürütülen müzakerelerde temel amaç, Fransız ordusunun Mısır’dan düzenli ve güvenli biçimde çekilmesini sağlayacak bir uzlaşmaya ulaşmaktı.

Antlaşmanın ana çerçevesine göre Fransız askerleri silahlarını belirli ölçüde muhafaza ederek Mısır’dan ayrılacak, gemilerle Fransa’ya gönderilecek ve bölgenin yönetimi yeniden Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı.

İlk bakışta bu şartlar taraflar açısından makul görünüyordu.

Fransızlar uzun sürecek bir kuşatma ve muhtemel teslimiyet yerine onurlu bir geri çekilme elde edecekti. Osmanlı Devleti ise uzun ve maliyetli askerî harekâtı sürdürmeden Mısır üzerindeki egemenliğini yeniden tesis edebilecekti.

Ancak diplomasi masasında uzlaşma sağlanmış görünse bile, antlaşmanın uygulanması başka devletlerin kararlarına bağlıydı.

İşte El-Ariş Antlaşması’nı sıradan bir askerî anlaşmadan ayıran temel unsur da buydu.

İngiltere’nin Beklenmeyen Müdahalesi

Antlaşmanın uygulanabilmesi için İngiltere’nin desteği büyük önem taşıyordu. Çünkü Fransız birliklerinin Avrupa’ya taşınması deniz yoluyla gerçekleşecekti ve Akdeniz büyük ölçüde İngiliz donanmasının kontrolü altındaydı.

Ne var ki İngiliz hükümeti ile bölgedeki askerî komutanlar aynı görüşte değildi.

Bazı İngiliz yetkililer, Fransız ordusunun silahlarıyla birlikte serbest bırakılmasının ileride yeniden savaş alanına dönmeleri anlamına geleceğini savunuyordu. Onlara göre Fransa’nın Mısır’da sıkışmış ordusu teslim olmaya zorlanmalıydı.

Özellikle General Charles Stuart’ın yaklaşımı, El-Ariş Antlaşması’nın uygulanmasını ciddi biçimde etkiledi. İngiliz tarafı, Fransız askerlerinin savaş esiri statüsünde teslim olmasını isteyen yeni şartlar ileri sürdü.

Bu durum Kléber açısından kabul edilebilir değildi.

Bazı araştırmacılar, El-Ariş Antlaşması’nın başarısızlığa uğramasının temel nedeninin Osmanlı-Fransız anlaşmazlığından ziyade İngiliz stratejik hesapları olduğunu ileri sürmektedir. Alternatif bir değerlendirme ise Londra ile sahadaki İngiliz komutanları arasında da tam bir görüş birliği bulunmadığını, karar alma sürecinin sanıldığından daha karmaşık olduğunu savunmaktadır.

Böylece diplomasiyle çözülmesi beklenen Mısır Meselesi yeniden savaş alanına taşınacaktı.

El-Ariş Antlaşması’nın Çöküşü ve Savaşın Yeniden Başlaması

El-Ariş Antlaşması imzalandığında taraflar açısından ortaya çıkan tablo, uzun süredir devam eden çatışmaların sona erebileceğine dair ihtiyatlı bir iyimserlik oluşturmuştu. Ancak uluslararası siyasetin dinamikleri, antlaşmanın kâğıt üzerinde kabul edilmesinin tek başına yeterli olmadığını kısa süre içinde gösterdi.

İngiliz yönetiminin Fransız birliklerinin “teslim olmuş bir ordu” olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşımı, antlaşmanın temel hükümleriyle çelişiyordu. Fransız tarafı ise Mısır’dan çekilmeyi kabul etmiş olsa da bunun askerî bir teslimiyet anlamına gelmediğini savunuyordu. Böylece diplomatik uzlaşının en kritik maddesi üzerinde ciddi bir görüş ayrılığı doğdu.

General Jean-Baptiste Kléber, başlangıçta antlaşmanın uygulanması konusunda istekli görünmesine rağmen, İngiliz taleplerinin değişmesi üzerine müzakerelerin fiilen geçerliliğini yitirdiğini ilan etti. Fransız ordusunun moralinin düşük olmasına rağmen savaşma kabiliyetini koruduğunu düşünüyor ve zorunlu teslimiyetin hem askerî hem de siyasi açıdan kabul edilemez sonuçlar doğuracağını değerlendiriyordu.

Bazı tarihçilere göre Kléber’in tavrı yalnızca askerî bir refleks değildi. Fransa’nın Avrupa’daki siyasi prestijini koruma çabası da bu kararda belirleyici olmuş olabilir. Alternatif bir bakış açısı ise Kléber’in, Osmanlı ordusunun beklenenden daha yavaş ilerlediğini görerek zaman kazanmaya çalıştığını ileri sürmektedir.

Heliopolis Muharebesi: Masadan Meydana Dönüş

Diplomatik girişimlerin başarısızlığa uğraması üzerine savaş yeniden başladı.

1800 yılının Mart ayında Osmanlı ordusu Kahire yönünde ilerlerken Fransız kuvvetleri Heliopolis yakınlarında karşı taarruza geçti. Sayısal üstünlük Osmanlı tarafında görünse de Fransız ordusunun disiplinli piyade düzeni, topçu birliklerinin etkin kullanımı ve savaş tecrübesi çatışmanın sonucunu önemli ölçüde etkiledi.

Heliopolis Muharebesi, Fransızların beklenmedik bir zaferiyle sonuçlandı.

Bu gelişme yalnızca cephedeki dengeleri değiştirmedi. El-Ariş Antlaşması’nın yeniden yürürlüğe girme ihtimali de büyük ölçüde ortadan kalktı. Osmanlı kuvvetleri geri çekilirken Fransızlar Kahire üzerindeki hâkimiyetlerini bir süre daha korumayı başardı.

Ancak bu askerî başarı, Mısır’daki genel tabloyu değiştirmeye yetmedi. Fransa hâlâ denizden izole edilmiş durumdaydı ve İngiliz donanmasının Doğu Akdeniz’deki üstünlüğü devam ediyordu. Bu nedenle Heliopolis’teki zafer stratejik açıdan kalıcı bir çözüm üretmedi.

Osmanlı Diplomasisinin Değişen Karakteri

El-Ariş Antlaşması’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, Osmanlı Devleti’nin uluslararası diplomaside giderek daha karmaşık bir sistem içinde hareket etmek zorunda kaldığını göstermesidir.

Klasik dönem Osmanlı siyasetinde savaş ve barış çoğu zaman doğrudan iki devlet arasında yürütülen süreçlerdi. Oysa on sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da gelişen ittifak sistemi, Osmanlı kararlarını da doğrudan etkilemeye başlamıştı.

Mısır Meselesi bunun en belirgin örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Bir tarafta Fransa bulunurken diğer tarafta yalnızca Osmanlı Devleti değil; İngiltere ve Rusya da farklı düzeylerde sürecin içinde yer alıyordu. Dolayısıyla herhangi bir antlaşmanın uygulanabilmesi, yalnızca tarafların iradesine değil, müttefik devletlerin çıkarlarının da örtüşmesine bağlı hâle gelmişti.

Bazı araştırmacılara göre El-Ariş Antlaşması’nın başarısızlığı, Osmanlı diplomasisine önemli bir ders kazandırdı. Devlet artık yalnızca savaş meydanlarındaki başarıya değil, müttefiklerin uzun vadeli hedeflerine de dikkat etmek zorundaydı.

İngiltere’nin Akdeniz Stratejisi

İngiltere açısından Mısır, Fransa ile yapılan savaşların çok ötesinde bir anlam taşıyordu.

Sanayi Devrimi’nin hız kazandığı bu dönemde İngiliz ticaret ağı giderek genişliyordu. Hindistan ise ekonomik ve siyasi bakımdan imparatorluğun en değerli bölgelerinden biri hâline gelmişti.

Mısır üzerinden kurulabilecek herhangi bir Fransız nüfuzu, Londra tarafından gelecekteki ticaret yolları açısından önemli bir risk olarak görülüyordu.

Bu nedenle İngiliz yönetimi, Fransız ordusunun güvenli biçimde Avrupa’ya dönmesini istememiş olabilir.

Bazı tarihçilere göre İngiltere’nin amacı yalnızca Mısır’ı kurtarmak değildi; Fransa’nın deneyimli askerî kadrolarını mümkün olduğunca etkisiz bırakmaktı. Alternatif değerlendirmeler ise İngiliz karar alıcılarının gelecekte yeniden başlayabilecek savaşları hesaba kattığını ve bu nedenle daha sert bir politika benimsediğini öne sürmektedir.

Mısır Halkı Açısından Yaşananlar

El-Ariş Antlaşması çoğunlukla devletler arasındaki diplomatik süreçler üzerinden anlatılır. Oysa Mısır halkı açısından yaşanan gelişmeler çok daha farklı sonuçlar doğuruyordu.

1798’den itibaren bölge halkı Fransız işgalini, Memlük ileri gelenlerinin yeniden güç kazanma girişimlerini, Osmanlı ordularının ilerleyişini ve İngiliz donanmasının etkisini aynı zaman dilimi içinde yaşamıştı.

Bu durum ekonomik hayatı doğrudan etkiledi.

Tarım üretiminde aksamalar yaşandı, ticaret yolları zaman zaman kesintiye uğradı ve şehirlerde güvenlik sorunları ortaya çıktı. Vergi düzenindeki değişiklikler de yerel halk üzerinde ek baskılar oluşturdu.

Bazı araştırmacılar, bu dönemin Mısır’da modern yönetim anlayışına ilişkin ilk tartışmaların başlamasında dolaylı etkiler bıraktığını ileri sürmektedir. Fransızların oluşturduğu idarî düzenlemeler, işgal sona erse bile tamamen unutulmadı ve sonraki yıllarda farklı yönetim modellerinin tartışılmasına zemin hazırladı.

Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirme

El-Ariş Antlaşması, uluslararası hukuk tarihi bakımından da dikkat çekici örneklerden biri olarak görülmektedir.

Antlaşmanın imzalanmasına rağmen uygulanamaması, devletler hukukunda önemli bir soruyu gündeme getirmiştir: Bir antlaşmanın tarafı olmayan ancak uygulanmasını doğrudan etkileyen müttefik devletlerin tutumu, antlaşmanın kaderini ne ölçüde değiştirebilir?

Bugünün uluslararası hukuk anlayışıyla değerlendirildiğinde bu soru farklı cevaplar doğurabilir. Ancak on dokuzuncu yüzyılın başlarında uluslararası hukuk henüz ortak kurallarla tam anlamıyla şekillenmiş değildi.

Bu nedenle El-Ariş Antlaşması, yalnızca Osmanlı-Fransız ilişkilerinin değil, Avrupa diplomasisinin dönüşüm sürecinin de önemli belgelerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Bazı teorilere göre bu süreç, daha sonraki çok taraflı kongre diplomasisinin gelişmesinde dolaylı bir tecrübe oluşturmuştur. Bu görüş kesin kabul görmese de, dönemin diplomatik uygulamalarının sonraki uluslararası düzeni etkilediğini savunan çalışmalar bulunmaktadır.

Osmanlı Tarihindeki Yeri

El-Ariş Antlaşması yürürlüğe tam anlamıyla girememiş olsa da Osmanlı antlaşmalar tarihi içinde önemli bir yere sahiptir.

Çünkü bu belge, Osmanlı Devleti’nin Avrupa güç dengeleri içinde hareket etmeye çalıştığı yeni dönemin karakteristik örneklerinden biridir. Devlet artık yalnızca askerî başarılarla değil, büyük güçlerin rekabeti içinde denge siyaseti geliştirerek varlığını sürdürmeye çalışıyordu.

Nitekim Mısır Meselesi de kısa süre sonra farklı bir boyut kazanacaktı. Fransız işgalinin sona ermesinin ardından ortaya çıkan otorite boşluğu, ilerleyen yıllarda Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yükselişine zemin hazırlayacak ve Osmanlı Devleti için çok daha uzun soluklu bir Mısır sorununu beraberinde getirecekti.

Bu yönüyle El-Ariş Antlaşması yalnızca başarısız olmuş bir diplomatik girişim değil, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı tarihini şekillendirecek gelişmelerin erken habercilerinden biri olarak da değerlendirilebilir.

Okuyucu açısından geriye şu soru kalmaktadır: Eğer El-Ariş Antlaşması bütün taraflar tarafından eksiksiz uygulanabilseydi, Mısır’ın siyasi tarihi ve Osmanlı-Fransız ilişkileri aynı yönde gelişir miydi? Bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değildir. Ancak tarih, bazen uygulanamayan antlaşmaların da en az yürürlüğe girenler kadar kalıcı etkiler bırakabildiğini göstermektedir.

El-Ariş Antlaşması’nın Uzun Vadeli Mirası

1800 yılında imzalanan El-Ariş Antlaşması uygulamaya geçirilememiş olsa da, tarihsel etkisi yalnızca sonuçları üzerinden değerlendirilemez. Bazı diplomatik belgeler, yürürlüğe girmeseler bile sonraki gelişmeleri anlamlandırmada önemli bir referans noktası hâline gelir. El-Ariş Antlaşması da bu belgelerden biri olarak kabul edilmektedir.

Mısır Meselesi, antlaşmanın başarısız olmasının ardından askerî yöntemlerle çözülmeye çalışıldı. Ancak çatışmaların uzaması, Fransa’nın bölgedeki konumunu daha da zorlaştırdı. 1801 yılında İngiliz ve Osmanlı kuvvetlerinin ortak harekâtı sonucunda Fransız ordusu Mısır’dan tamamen çekildi. Böylece yaklaşık üç yıl süren Fransız işgali sona ererken, Osmanlı Devleti Mısır üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etti.

Bununla birlikte, bu gelişme Osmanlı yönetiminin bölge üzerindeki otoritesinin eskisi kadar güçlü olduğu anlamına gelmiyordu. Fransız işgali sırasında yaşanan idarî ve askerî değişimler, Mısır’daki güç dengelerini önemli ölçüde etkilemişti. Çok geçmeden Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın yükselişiyle birlikte Mısır Meselesi farklı bir boyut kazanacak, Osmanlı Devleti ile Mısır Valiliği arasındaki mücadele on dokuzuncu yüzyılın en önemli siyasi krizlerinden biri hâline gelecekti.

Bu nedenle bazı araştırmacılar, El-Ariş Antlaşması’nı yalnızca Napolyon Seferi’nin bir parçası olarak değil, ileride yaşanacak Mısır Buhranı’nın dolaylı başlangıç noktalarından biri olarak da değerlendirmektedir.

Osmanlı Antlaşmalar Tarihindeki Yeri

Osmanlı Devleti’nin uzun tarihi boyunca yüzlerce antlaşma imzalandı. Bunların bazıları savaşları sona erdirdi, bazıları sınırları değiştirdi, bazıları ise yeni diplomatik dengeler oluşturdu.

El-Ariş Antlaşması ise farklı bir özellik taşır. Çünkü bu belge, uygulanamayan antlaşmalar arasında olmasına rağmen diplomasi tarihindeki önemini korumuştur.

Bunun başlıca nedenlerinden biri, Osmanlı Devleti’nin ilk kez bu ölçüde çok taraflı bir güç mücadelesinin merkezinde bulunmasıdır. Artık yalnızca Osmanlı ve rakibi arasında yürüyen müzakereler yeterli olmuyor; İngiltere, Fransa ve zaman zaman Rusya gibi devletlerin çıkarları da sürecin ayrılmaz parçaları hâline geliyordu.

Bu durum, on dokuzuncu yüzyılda daha belirgin hâle gelecek olan “denge politikası” anlayışının erken örneklerinden biri olarak görülebilir. Osmanlı yönetimi, büyük güçlerden biriyle yakınlaşırken diğerlerinin tepkisini de hesaba katmak zorunda kalıyordu.

Bazı tarihçilere göre bu süreç, Osmanlı diplomasisinin klasik dönemden modern diplomatik anlayışa geçişinde önemli bir deneyim oluşturmuştur. Alternatif bir değerlendirme ise bu dönüşümün yalnızca El-Ariş Antlaşması ile açıklanamayacağını, daha geniş Avrupa siyasi gelişmeleri çerçevesinde ele alınması gerektiğini savunmaktadır.

Tarih Yazımında Farklı Yaklaşımlar

El-Ariş Antlaşması üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde, tarihçilerin konuya farklı açılardan yaklaştığı görülmektedir.

Bir görüşe göre antlaşmanın başarısızlığının temel nedeni İngiltere’nin stratejik tercihidir. Bu değerlendirmeye göre Londra yönetimi, Fransa’nın Mısır’dan düzenli biçimde çekilmesini değil, askerî bakımdan tamamen etkisiz hâle gelmesini istemiştir.

Başka bir yaklaşım ise Fransız tarafının da müzakereleri zaman kazanmak amacıyla kullandığını öne sürmektedir. Bu görüşü savunan araştırmacılar, Kléber’in ordusunu toparlayabilmek için diplomatik süreci askerî hazırlıklarla eş zamanlı yürüttüğünü ileri sürmektedir.

Alternatif bir bakış açısı ise Osmanlı Devleti’nin müttefikleri üzerindeki etkisinin sınırlı olmasının belirleyici olduğunu ifade etmektedir. Bu değerlendirmeye göre antlaşmanın başarısızlığı, Osmanlı-Fransız ilişkilerinden çok, ittifak sisteminin karmaşıklığından kaynaklanmıştır.

Kesin bir sonuca ulaşmak güç görünmektedir. Bunun temel sebeplerinden biri, döneme ait diplomatik yazışmaların farklı ülkelerin arşivlerinde yer alması ve belgelerin zaman zaman farklı yorumlara açık olmasıdır.

Günümüz Açısından El-Ariş Antlaşması Ne İfade Ediyor?

Bugün El-Ariş Antlaşması yalnızca iki yüz yılı aşkın süre önce imzalanmış bir belge olarak görülmemektedir.

Uluslararası ilişkiler açısından değerlendirildiğinde, antlaşma devletlerin ortak hareket etmesinin ne kadar karmaşık olabileceğini gösteren tarihî örneklerden biridir. Bir belgenin taraflarca kabul edilmesi, uygulamanın da aynı ölçüde başarılı olacağı anlamına gelmeyebilir.

Ayrıca Mısır’ın jeopolitik öneminin zaman içinde değişmediği de dikkat çekmektedir. Akdeniz, Süveyş bölgesi ve Doğu ticaret yolları günümüzde de uluslararası siyasetin önemli gündem maddeleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle El-Ariş Antlaşması’nın ortaya çıktığı stratejik ortam tamamen geçmişte kalmış değildir; yalnızca aktörleri ve yöntemleri değişmiştir.

Bazı araştırmacılar, tarih boyunca Mısır’ın büyük güç rekabetindeki merkezi konumunun süreklilik gösterdiğini ifade ederken, bazıları ise her dönemin kendi siyasi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Değerlendirme

El-Ariş Antlaşması, Osmanlı antlaşmalar tarihi içinde uygulanamayan bir belge olmasına rağmen, etkileri bakımından dikkate değer bir diplomatik girişimdir. Napolyon’un Mısır Seferi sırasında şekillenen bu antlaşma, Osmanlı Devleti’nin Avrupa güç dengeleri içinde nasıl hareket etmek zorunda kaldığını göstermesi bakımından ayrı bir önem taşır.

Belgenin uygulanamaması, savaşın yeniden başlamasına yol açmış; buna rağmen antlaşma, uluslararası diplomasinin çok taraflı yapısını anlamak açısından tarihçiler için değerli bir inceleme alanı olmaya devam etmiştir.

Kesin hükümler vermek yerine mevcut kaynakların ortaya koyduğu veriler değerlendirildiğinde, El-Ariş Antlaşması’nın yalnızca başarısız bir barış girişimi olmadığı söylenebilir. Aynı zamanda Osmanlı dış politikasının değişen karakterini, Avrupa’daki güç rekabetinin Doğu Akdeniz’e yansımalarını ve Mısır Meselesi’nin ilerleyen yıllarda nasıl daha kapsamlı bir uluslararası soruna dönüşeceğini anlamaya yardımcı olan önemli kilometre taşlarından biridir.

Bu yönüyle El-Ariş Antlaşması, Osmanlı diplomasi tarihinin gölgede kalmış belgelerinden biri olsa da, ardında bıraktığı siyasi ve tarihsel miras bakımından dikkatle incelenmeyi hak etmektedir.

Bu Dönemde Öne Çıkan Diğer Antlaşmalar;

Kaynakça Listesi

  1. Stanford J. Shaw – History of the Ottoman Empire and Modern Turkey
  2. Caroline Finkel – Osman’s Dream: The Story of the Ottoman Empire
  3. Albert Hourani – A History of the Arab Peoples
  4. Alan Palmer – The Decline and Fall of the Ottoman Empire
  5. Andrew Roberts – Napoleon: A Life
  6. Juan Cole – Napoleon’s Egypt: Invading the Middle East
  7. David G. Chandler – The Campaigns of Napoleon
  8. Afaf Lutfi al-Sayyid Marsot – A History of Egypt
  9. Virginia H. Aksan – Ottoman Wars 1700–1870
  10. William Edward Watson – The Life of Lord Nelson
  11. İsmail Hakkı Uzunçarşılı – Osmanlı Tarihi
  12. Enver Ziya Karal – Osmanlı Tarihi

Picture of Yazar : Anadolu Genesis
Yazar : Anadolu Genesis

Anadolu Genesis, bilinmeyenleri merak eden, farklı bakış açılarıyla dünyayı anlamlandırmak isteyen herkes için hazırlanmış bir bilgi ve keşif platformudur. Amacımız, tarihten uzaya, ezoterik öğretilerden doğal afetlere kadar geniş bir yelpazede içerikler sunarak, okuyucularımıza düşündürücü ve ilham verici bir okuma deneyimi sunmaktır.

Hakkımızda

İlgili Yazılar

Türk Antlaşmalar Tarihi – Çözülme Dönemi (1774-1829)