Türk Tarihi

Osmanlı-Prusya İttifakı (1790): Avrupa Dengesi

1790 Osmanlı-Prusya İttifakı, yalnızca iki devlet arasında yapılan bir askerî anlaşma değil, Avrupa'da değişen güç dengelerinin ve Osmanlı diplomasisinin yeni yönelimlerinin önemli göstergelerinden biri olarak öne çıkar.
1790 Osmanlı-Prusya İttifakı'nın imzalanmasını betimleyen, Osmanlı ve Prusyalı diplomatların tarihi antlaşma masasında yer aldığı gerçekçi sahne.

18. yüzyılın son çeyreği Avrupa için yalnızca savaşların arttığı bir dönem değildi. Aynı zamanda ittifakların, diplomatik hesapların ve güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir çağdı. Devletlerin sınırları kadar, birbirlerine bakışları da değişiyordu. Bu değişimin merkezinde ise Avusturya, Rusya, Prusya, Fransa ve Osmanlı Devleti gibi dönemin büyük güçleri bulunuyordu.

1790 yılında imzalanan Osmanlı-Prusya İttifakı da tam bu atmosfer içerisinde ortaya çıktı. İlk bakışta iki farklı dünyanın geçici çıkar ortaklığı gibi görünen bu antlaşma, Avrupa diplomasisinin en dikkat çekici hamlelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu ittifak yalnızca iki devlet arasında yapılan askeri bir anlaşma değildi; aynı zamanda yükselen güç dengelerinin, değişen diplomatik anlayışın ve modern uluslararası ilişkilerin şekillenmeye başladığı bir dönemin önemli göstergelerinden biriydi.

Bugün geriye dönüp bakıldığında şu soru hâlâ önemini korumaktadır: Osmanlı Devleti ile Prusya’yı birbirine yaklaştıran yalnızca ortak düşmanlar mıydı, yoksa Avrupa’da oluşan yeni siyasi denge arayışı mı daha belirleyici olmuştu?

Avrupa’nın Değişen Siyasi Haritası

1780’li yıllar Avrupa’da büyük hareketliliğin yaşandığı bir dönemdi. Rus Çarlığı, II. Katerina döneminde Karadeniz’e doğru genişleme siyasetini hızlandırmıştı. Osmanlı Devleti ise hem kuzey hem de batı sınırlarında ciddi baskılarla karşı karşıya bulunuyordu.

Avusturya İmparatoru II. Joseph, Rusya ile birlikte Osmanlı toprakları üzerinde etkisini artırmayı hedefliyordu. Bu iki devletin ortak hareket etmesi, yalnızca İstanbul’u değil, Berlin’i ve Londra’yı da rahatsız ediyordu. Çünkü Osmanlı Devleti’nin hızlı biçimde zayıflaması, Avrupa’daki güç dengesini kökten değiştirebilirdi.

Prusya Krallığı açısından mesele yalnızca Osmanlı’nın geleceği değildi. Avusturya’nın Balkanlar üzerinden güç kazanması, Alman dünyasındaki rekabeti doğrudan etkiliyordu. Dolayısıyla Osmanlı’nın ayakta kalması, Prusya’nın stratejik çıkarlarıyla da örtüşmeye başlamıştı.

Bu nedenle iki devlet arasında çıkar temelli yeni bir yakınlaşmanın zemini oluştu.

Osmanlı-Rusya ve Osmanlı-Avusturya Savaşlarının Gölgesinde

1787 yılında başlayan Osmanlı-Rusya Savaşı kısa sürede Avrupa’nın büyük krizlerinden biri hâline geldi. Bir yıl sonra Avusturya da savaşa katıldı.

Osmanlı orduları aynı anda iki büyük cephede mücadele etmek zorunda kalıyordu. Özellikle Tuna hattında yaşanan çatışmalar devletin askerî ve mali kaynaklarını zorlamaya başlamıştı.

Bu süreçte Avrupa’daki diğer devletler gelişmeleri dikkatle izliyordu.

İngiltere ve Hollanda, Rusya’nın Akdeniz’e doğru ilerlemesini istemiyordu.

Prusya ise Avusturya’nın Balkanlarda güç kazanmasını kendi güvenliği açısından risk olarak değerlendiriyordu.

Bu ortak kaygılar, diplomatik temasların hızlanmasına neden oldu.

Bazı tarihçilere göre Osmanlı-Prusya yakınlaşması, klasik dostluk anlayışından çok “denge siyaseti”nin erken örneklerinden biri olarak okunmalıdır. Çünkü tarafların temel amacı birbirlerini desteklemekten ziyade ortak rakiplerinin güçlenmesini önlemekti.

III. Selim Döneminin Diplomatik Arayışları

1789 yılında tahta çıkan III. Selim, Osmanlı tarihinde önemli reform hükümdarlarından biri olarak kabul edilir.

Henüz saltanatının ilk yıllarında devletin yalnızca askerî alanda değil, diplomasi alanında da yeni yöntemlere ihtiyaç duyduğu açık biçimde görülüyordu.

III. Selim’in yönetimi, Avrupa devletleriyle ilişkileri daha sistemli yürütmeye çalıştı.

Kalıcı elçiliklerin kurulması fikri olgunlaşmaya başladı.

Avrupa’daki siyasi gelişmeler yakından takip edildi.

Diplomatik raporların önemi arttı.

Devlet adamları yalnızca savaş meydanlarını değil, Avrupa saraylarını da dikkatle izlemeye başladılar.

Bu anlayış değişikliği, Osmanlı dış politikasında önemli bir dönüşümün işaretiydi.

1790 yılında Prusya ile yapılan ittifak da bu yeni diplomatik yaklaşımın ilk somut örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Prusya’nın Hesapları

II. Friedrich’in ardından tahta çıkan II. Friedrich Wilhelm döneminde Prusya dış politikası büyük ölçüde Avusturya’yı dengeleme üzerine kuruluydu.

Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu içerisindeki nüfuz mücadelesi devam ediyordu.

Avusturya’nın Osmanlı topraklarında genişlemesi yalnızca Balkanları değil, Orta Avrupa’nın güç dengesini de etkileyebilirdi.

Bu nedenle Berlin yönetimi, Osmanlı Devleti’nin tamamen çökmesini istemiyordu.

Bazı araştırmacılar, Prusya’nın Osmanlı’yı Avrupa siyasetinde “denge unsuru” olarak gördüğünü ileri sürmektedir. Bu değerlendirmeye göre ittifakın temel amacı ortak askerî harekât gerçekleştirmekten çok, Avusturya üzerinde siyasi baskı oluşturmaktı.

1790 Osmanlı-Prusya İttifakı

31 Ocak 1790 tarihinde imzalanan ittifak antlaşması, dönemin diplomatik şartları düşünüldüğünde dikkat çekici hükümler içeriyordu.

Taraflar birbirlerine askerî destek sağlamayı taahhüt ediyordu.

Ortak düşmanlara karşı iş birliği öngörülüyordu.

Avrupa’daki güç dengesinin korunması hedefleniyordu.

Diplomatik dayanışma ön plana çıkarılıyordu.

Antlaşmanın ruhu, klasik fetih anlayışından çok stratejik denge siyasetine dayanıyordu.

Osmanlı Devleti açısından bu belge, Avrupa’da yalnız kalmama çabasının önemli bir sonucuydu.

Prusya açısından ise Osmanlı ile kurulan ilişki, Avusturya ve Rusya üzerinde psikolojik baskı oluşturabilecek güçlü bir diplomatik araç niteliği taşıyordu.

İttifak Neden Beklenen Sonucu Vermedi?

İttifak imzalandığında Avrupa’daki gelişmeler büyük hızla değişmeye başlamıştı.

1790 yılında II. Joseph’in ölümü, Avusturya siyasetinde önemli değişikliklere yol açtı.

Yeni yönetim uzun süren savaşların mali yükünü azaltmak istiyordu.

Bunun sonucunda Avusturya ile Osmanlı Devleti arasında yürütülen görüşmeler hız kazandı.

1791 yılında imzalanan Ziştovi Antlaşması ile Avusturya savaştan çekildi.

Ardından Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1792 Yaş Antlaşması imzalandı.

Bu gelişmeler, Osmanlı-Prusya İttifakı’nın fiilen uygulanmasını büyük ölçüde anlamsız hâle getirdi.

Prusya da kendi dış politika önceliklerini yeniden şekillendirmeye başladı.

Öte yandan Fransa’da başlayan 1789 Devrimi kısa süre içinde bütün Avrupa’nın gündemini değiştirdi.

Artık kıta devletleri için en büyük mesele Osmanlı-Rusya rekabetinden çok devrimci hareketlerin yayılmasıydı.

Bu nedenle 1790 ittifakı kısa ömürlü bir diplomatik girişim olarak tarihte yerini aldı.

Avrupa Diplomasi Tarihindeki Önemi

Bir antlaşmanın etkisi yalnızca uygulanma süresiyle ölçülmez.

Bazı belgeler, sonraki dönemlerin diplomatik anlayışına yön verdikleri için tarihsel önem taşırlar.

Osmanlı-Prusya İttifakı da bu açıdan değerlendirildiğinde dikkat çekici özellikler taşır.

İlk olarak Osmanlı Devleti, Avrupa güç dengesi siyasetini daha bilinçli biçimde kullanmaya başlamıştır.

İkinci olarak Prusya, Osmanlı’yı yalnızca doğudaki bir devlet olarak değil, Avrupa diplomasisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olarak değerlendirmiştir.

Üçüncü olarak ittifak, klasik din temelli siyaset anlayışından çıkar temelli uluslararası ilişkilere geçişin örneklerinden biri olarak görülebilir.

18. yüzyıl sonlarında Avrupa’da dinî ayrımların yerini giderek stratejik hesapların almaya başladığı görülmektedir. Protestan Prusya ile Müslüman Osmanlı Devleti’nin ortak siyasi hedefler doğrultusunda yakınlaşabilmesi bunun dikkat çekici örneklerinden biridir.

III. Selim Reformlarıyla Bağlantısı

1790 ittifakı yalnızca dış politika açısından değil, Osmanlı modernleşmesi bakımından da önem taşımaktadır.

III. Selim’in daha sonra hayata geçireceği Nizam-ı Cedid reformları, Avrupa’nın askerî ve siyasi yapısını daha yakından tanıma çabasının ürünlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.

Prusya’nın disiplinli ordusu ve askerî teşkilatı, Osmanlı yöneticilerinin dikkatini çeken modeller arasında yer almıştır.

Her ne kadar doğrudan bu ittifakın sonucu olduğu söylenemese de, iki devlet arasındaki diplomatik temasların bilgi alışverişini artırdığı yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.

Bazı tarihçilere göre Osmanlı’nın Avrupa’daki daimi temsilcilikler kurma süreci de bu dönemin diplomatik tecrübelerinden beslenmiştir.

Tarih Yazımında Farklı Yaklaşımlar

Osmanlı-Prusya İttifakı üzerine yapılan çalışmalar arasında görüş birliği bulunmamaktadır.

Bazı araştırmacılar bu antlaşmayı Osmanlı diplomasisinin önemli bir başarısı olarak değerlendirirken, bazıları ise gelişen uluslararası şartlar nedeniyle etkisi sınırlı kalan sembolik bir girişim olarak görmektedir.

Alternatif bir bakış açısına göre ise ittifakın asıl önemi askerî sonuçlarında değil, Avrupa’daki diplomatik algıyı değiştirmesinde yatmaktadır. Bu yoruma göre Osmanlı Devleti, ilk kez Avrupa güç dengesi hesaplarının merkezinde aktif bir oyuncu olarak yer almaya başlamıştır.

Daha farklı yorumlarda ise Prusya’nın Osmanlı ile kurduğu ilişkinin uzun vadeli stratejik bir ortaklıktan ziyade dönemin koşullarına bağlı pragmatik bir tercih olduğu ileri sürülmektedir.

Bu farklı değerlendirmeler, 1790 ittifakının yalnızca bir antlaşma metni olarak değil, Avrupa diplomasisinin dönüşümünü anlamaya yardımcı olan önemli bir tarihsel belge olarak ele alınmasını sağlamaktadır. 1790 yılı, Osmanlı Devleti’nin askerî zorluklarla mücadele ettiği kadar diplomatik araçlarını çeşitlendirmeye çalıştığı bir dönemi temsil eder. Aynı şekilde Prusya da yükselen bir kara gücü olarak Avrupa’nın geleceğini yalnızca savaş meydanlarında değil, müzakere masalarında da şekillendirmeye çalışmıştır.

Osmanlı-Prusya İttifakı bu nedenle büyük zaferlerle anılan bir belge değildir. Ancak Avrupa güç dengesi tarihinde, devletlerin çıkarlarını dinî veya kültürel yakınlıktan çok jeopolitik hesaplarla tanımlamaya başladıkları yeni dönemin sessiz fakat önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendirilmektedir. 18. yüzyılın sonunda imzalanan bu antlaşma, modern diplomasinin giderek karmaşıklaşan yapısını anlamak isteyenler için bugün de dikkat çekici örneklerden biri olmayı sürdürmektedir.

Bu Dönemde Öne Çıkan Diğer Antlaşmalar;

Kaynakça Listesi

  • Ahmed Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet.
  • Stanford J. Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Cilt I.
  • Virginia H. Aksan, Ottoman Wars 1700–1870: An Empire Besieged.
  • Roderick McLean, Royalty and Diplomacy in Europe, 1763–1793.
  • Matthew Smith Anderson, The Rise of Modern Diplomacy 1450–1919.
  • Caroline Finkel, Osman’s Dream: The Story of the Ottoman Empire.
  • Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Cilt III.
  • Kemal Beydilli, III. Selim dönemi Osmanlı dış politikası üzerine çeşitli akademik çalışmaları.
  • Nizam-ı Cedid ve III. Selim dönemi üzerine Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi maddeleri.
  • Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nda bulunan 18. yüzyıl Osmanlı diplomatik belgeleri.

Picture of Yazar : Anadolu Genesis
Yazar : Anadolu Genesis

Anadolu Genesis, bilinmeyenleri merak eden, farklı bakış açılarıyla dünyayı anlamlandırmak isteyen herkes için hazırlanmış bir bilgi ve keşif platformudur. Amacımız, tarihten uzaya, ezoterik öğretilerden doğal afetlere kadar geniş bir yelpazede içerikler sunarak, okuyucularımıza düşündürücü ve ilham verici bir okuma deneyimi sunmaktır.

Hakkımızda

İlgili Yazılar

Türk Antlaşmalar Tarihi – Çözülme Dönemi (1774-1829)