Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyılı, yalnızca kaybedilen savaşların veya küçülen sınırların tarihi değildir. Aynı zamanda uluslararası hukuk anlayışının değiştiği, diplomatik dengelerin yeniden kurulduği ve Avrupa güçler sisteminin Osmanlı coğrafyasına doğrudan nüfuz etmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönüşümün en dikkat çekici dönüm noktalarından biri ise hiç kuşkusuz 21 Temmuz 1774 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’dır.
Tarihçiler bu antlaşmayı yalnızca Osmanlı-Rus Savaşı’nın sona ermesi olarak değerlendirmez. Pek çok araştırmacıya göre Küçük Kaynarca, Karadeniz’in siyasi dengelerini değiştiren, Rusya’yı uluslararası arenada büyük bir güç haline getiren ve Osmanlı Devleti’nin diplomatik savunma mekanizmasını ciddi biçimde sarsan belgedir. Bazı tarihçilere göre ise bu antlaşma, XIX. yüzyıl boyunca yaşanacak “Şark Meselesi”nin hukuki ve siyasi temelini hazırlayan ilk büyük adımdır.
Bugün geriye dönüp bakıldığında şu soru önem kazanır: Osmanlı Devleti neden böylesine ağır şartları kabul etmek zorunda kaldı? Daha da önemlisi, Küçük Kaynarca gerçekten Rus üstünlüğünün başlangıcı mıydı, yoksa zaten devam eden güç değişiminin resmî kaydı mıydı?
XVIII. yüzyılın değişen güç dengeleri
XVIII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Avrupa artık XVII. yüzyılın siyasi haritasından oldukça farklı görünüyordu. Avusturya, Prusya ve Rusya yükselen askerî güçler olarak öne çıkarken Fransa ile İngiltere küresel rekabetlerini sömürgeler üzerinden yürütüyordu.
Osmanlı Devleti ise hâlâ geniş bir coğrafyaya hükmediyor olmasına rağmen askerî organizasyonunu modernleştirmekte zorlanıyordu. Yeniçeri Ocağı’nın disiplin kaybı, eyalet yönetimindeki sorunlar, mali sıkıntılar ve teknolojik yeniliklerin yeterince takip edilememesi savaş meydanlarında kendisini göstermeye başlamıştı.
Bu süreçte Rusya farklı bir yol izliyordu. I. Petro’nun başlattığı modernleşme hamleleri sayesinde Rus ordusu Avrupa standartlarına yaklaşmış, donanma güçlendirilmiş ve Karadeniz’e ulaşma hedefi devlet politikası hâline gelmişti.
Bazı araştırmacılar, Osmanlı ile Rusya arasındaki rekabetin temelinde yalnızca toprak kazanma isteğinin değil, sıcak denizlere ulaşma stratejisinin bulunduğunu vurgular. Bu hedef, sonraki iki yüzyıl boyunca Rus dış politikasının değişmeyen unsurlarından biri olacaktır.
Osmanlı-Rus Savaşı’nın arka planı
1768 yılında başlayan Osmanlı-Rus Savaşı, yalnızca iki devlet arasındaki sınır anlaşmazlıklarından doğmadı. Lehistan’daki siyasi gelişmeler, Kazak hareketleri, Avrupa güçlerinin rekabeti ve Rusya’nın Balkanlar üzerindeki etkisini artırma çabaları da savaşın nedenleri arasında gösterilir.
Savaş başladığında Osmanlı yönetimi geçmişteki askerî üstünlüğünü sürdürebileceğini düşünüyordu. Ancak cephede yaşanan gelişmeler beklentilerin tam tersini ortaya koydu.
Rus ordusu disiplinli ilerleyişiyle dikkat çekerken Osmanlı kuvvetleri koordinasyon eksikliği yaşadı. Larga ve Kartal meydan savaşları Rusların önemli zaferleri arasında yer aldı.
1770 yılında gerçekleşen Çeşme Deniz Savaşı ise Osmanlı açısından büyük bir kırılma noktası oldu. Rus donanmasının Baltık Denizi’nden Akdeniz’e kadar gelerek Osmanlı donanmasını yakması Avrupa’da büyük yankı uyandırdı.
Bazı tarihçilere göre Çeşme Baskını, Osmanlı deniz gücünün psikolojik üstünlüğünü de sona erdiren gelişmelerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Küçük Kaynarca’da masaya oturulması
Uzayan savaş iki tarafı da ekonomik açıdan zorlamaya başlamıştı. Ancak askerî üstünlük açık biçimde Rusya’nın elindeydi.
Silistre yakınlarındaki Küçük Kaynarca köyünde başlayan görüşmeler sonunda taraflar 21 Temmuz 1774 tarihinde anlaşmaya vardı.
Antlaşma toplam yirmi sekiz ana madde ve ek hükümlerden oluşuyordu. Maddeler yalnızca sınır değişikliklerini değil; ticaret, din, diplomasi, savaş tazminatı ve uluslararası hukuku da kapsıyordu.
İşte bu geniş kapsam nedeniyle Küçük Kaynarca sıradan bir barış anlaşmasının ötesine geçti.
Kırım’ın bağımsızlığı gerçekten bağımsızlık mıydı?
Antlaşmanın en dikkat çekici maddelerinden biri Kırım Hanlığı’nın bağımsız ilan edilmesiydi.
İlk bakışta bu madde Osmanlı ile Rusya arasında tarafsız bir çözüm gibi görünmektedir. Ancak uygulamada farklı bir tablo ortaya çıktı.
Kırım artık Osmanlı’ya bağlı değildi.
Fakat aynı zamanda Rus nüfuzuna açık hâle gelmişti.
Bazı araştırmacılara göre bağımsızlık ifadesi diplomatik bir ara dönem oluşturmak amacıyla hazırlanmıştı. Nitekim yalnızca dokuz yıl sonra, 1783 yılında Rusya Kırım’ı resmen ilhak etti.
Dolayısıyla birçok tarihçi Küçük Kaynarca’daki bu hükmü Rus ilhak sürecinin ilk aşaması olarak değerlendirmektedir.
Karadeniz’de yeni dönem
Yüzyıllar boyunca Karadeniz büyük ölçüde Osmanlı’nın iç denizi olarak kabul edilmişti.
Rusya’nın Karadeniz’e çıkışı yalnızca askerî açıdan değil, ekonomik açıdan da büyük önem taşıyordu.
Antlaşma sonrasında Rus ticaret gemilerine çeşitli haklar tanındı.
Rus tüccarlar Osmanlı limanlarından daha rahat yararlanabilecek, uluslararası ticarette daha görünür hâle gelecekti.
Bu gelişme Karadeniz ekonomisini tamamen değiştirdi.
Yeni ticaret yolları oluşurken Rus limanları hızla gelişmeye başladı.
Osmanlı’nın ilk büyük savaş tazminatı
Küçük Kaynarca Antlaşması’nın önemli maddelerinden biri de Osmanlı Devleti’nin savaş tazminatı ödemesiydi.
Bu durum yalnızca ekonomik bir yük oluşturmadı.
Aynı zamanda diplomatik prestij açısından da ciddi bir kırılma anlamına geliyordu.
Osmanlı tarihinde daha önce de ağır antlaşmalar yapılmıştı.
Ancak bu ölçekte mali yükümlülük altına girilmesi devletin uluslararası konumunda yaşanan değişimin göstergesi olarak yorumlanmaktadır.
Ortodoksların korunması meselesi
Antlaşmanın tarih boyunca en fazla tartışılan hükümlerinden biri Rusya’nın Osmanlı topraklarındaki Ortodokslarla ilgili elde ettiği diplomatik haklardır.
Bazı maddeler Rusya’nın İstanbul’da Ortodoks kilisesi yaptırabilmesine ve belirli dinî konularda girişimlerde bulunmasına imkân tanıyordu.
Bu hükümlerin kapsamı tarihçiler arasında farklı şekillerde yorumlanmaktadır.
Bazı araştırmacılar Rusya’nın tüm Osmanlı Ortodokslarının resmî koruyucusu hâline geldiği görüşünü savunurken, bazı uzmanlar bunun sonraki yıllarda geniş yorumlandığını ve diplomatik baskı aracı olarak kullanıldığını belirtmektedir.
Ancak hangi yorum benimsenirse benimsensin, XIX. yüzyılda Rusya’nın Balkan siyaseti üzerinde bu maddelerin önemli etkileri olduğu konusunda geniş bir görüş birliği bulunmaktadır.
Osmanlı diplomasisinin değişen yönü
Küçük Kaynarca’dan sonra Osmanlı Devleti yalnızca askerî reformlara değil diplomatik reformlara da yönelmeye başladı.
Avrupa başkentlerinde sürekli elçiliklerin açılması fikri giderek önem kazandı.
Devlet yöneticileri artık savaş meydanlarının yanında diplomasi masasının da belirleyici olduğunu görmeye başlamıştı.
Bazı tarihçilere göre III. Selim dönemindeki reformların düşünsel temellerinden biri de Küçük Kaynarca sonrasında oluşan yeni uluslararası ortamdır.
Rusya neden kazandı?
Bu soruya tek bir cevap vermek mümkün değildir.
Rus ordusunun modernleşmesi önemli bir etkendi.
Merkezi yönetimin daha etkin çalışması da avantaj sağladı.
Bunun yanında lojistik planlama, topçu teknolojisi ve disiplinli askerî organizasyon savaşın sonucunu belirleyen unsurlar arasında yer aldı.
Osmanlı tarafında ise geleneksel askerî yapı modern savaş tekniklerine uyum sağlamakta zorlandı.
Ekonomik sıkıntılar ve uzun süren savaşın getirdiği mali yük de bu tabloyu ağırlaştırdı.
Avrupa devletlerinin bakışı
Küçük Kaynarca yalnızca İstanbul ve Petersburg’u ilgilendirmiyordu.
Londra, Viyana, Berlin ve Paris gelişmeleri dikkatle takip ediyordu.
Çünkü Rusya’nın güçlenmesi Avrupa dengelerini değiştirebilirdi.
Bazı devletler Osmanlı’nın zayıflamasını kendi çıkarları açısından fırsat olarak görürken bazıları Rusya’nın aşırı güçlenmesinden endişe duyuyordu.
İlerleyen yıllarda Avrupa diplomasisinde oluşacak ittifakların arkasında bu denge arayışı önemli rol oynayacaktır.
Şark Meselesi’nin başlangıcı mı?
Tarih yazımında sıkça tartışılan konulardan biri de budur.
Bazı araştırmacılar Şark Meselesi’nin başlangıcını daha erken tarihlere götürmektedir.
Ancak birçok tarihçiye göre Küçük Kaynarca, Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerindeki hesaplarını daha görünür hâle getiren dönüm noktalarından biridir.
Bu tarihten sonra Osmanlı’nın iç meseleleri uluslararası diplomasinin konusu hâline gelmeye başlamıştır.
Alternatif yorumlar ve tarih yazımındaki tartışmalar
Küçük Kaynarca Antlaşması uzun yıllardır farklı bakış açılarıyla incelenmektedir.
Bazı tarihçiler antlaşmayı Osmanlı’nın kesin gerileyişinin sembolü olarak görmektedir.
Alternatif bir bakış açısına göre ise süreç daha karmaşıktır. Bu yoruma göre Osmanlı Devleti XVIII. yüzyıl boyunca hâlâ önemli askerî ve diplomatik kapasiteye sahipti. Sorun, Avrupa’daki dönüşüm hızının Osmanlı reformlarının önüne geçmiş olmasıydı.
Bir başka görüş ise Rusya’nın yükselişinin yalnızca Osmanlı’nın zayıflığıyla açıklanamayacağını savunur. Bu yaklaşıma göre Rusya’nın idarî reformları, ekonomik kaynakları ve askerî organizasyonu bağımsız biçimde değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla Küçük Kaynarca, tek taraflı bir çöküş hikâyesinden çok iki farklı devletin değişen güç kapasitelerinin kesiştiği tarihsel bir eşik olarak da okunabilir.
Bugüne uzanan etkiler
Karadeniz’in jeopolitiği günümüzde de uluslararası siyasetin temel başlıklarından biridir.
Kırım’ın statüsü, Boğazlar üzerindeki tartışmalar, Karadeniz güvenliği ve Rusya’nın bölgedeki stratejik hedefleri incelendiğinde XVIII. yüzyıldaki gelişmelerin uzun vadeli etkileri daha iyi anlaşılmaktadır.
Elbette günümüz olaylarını doğrudan XVIII. yüzyılın devamı olarak görmek doğru değildir. Ancak tarihsel süreklilik açısından bakıldığında Küçük Kaynarca’nın oluşturduğu diplomatik mirasın sonraki yüzyıllarda farklı biçimlerde etkisini sürdürdüğü söylenebilir.
Bu nedenle antlaşma yalnızca geçmişin bir belgesi değil, Karadeniz ve Doğu Avrupa tarihini anlamak isteyen herkes için temel kaynak niteliğinde bir dönüm noktasıdır.
Osmanlı Devleti açısından bakıldığında Küçük Kaynarca, askerî yenilgiden çok daha fazlasını ifade eder. Devletin uluslararası sistemdeki konumunun değiştiğini gösteren hukuki ve diplomatik bir eşiktir. Rusya açısından ise Karadeniz’e açılan kapının genişlediği, Avrupa siyasetinde daha etkili bir aktör hâline gelmenin önünü açan önemli bir başarıdır.
Bugün tarihçiler ayrıntılar üzerinde farklı yorumlar yapmaya devam etseler de Küçük Kaynarca Antlaşması’nın XVIII. yüzyıl Avrupa siyasetinin en etkili anlaşmalarından biri olduğu konusunda geniş ölçüde ortak bir değerlendirme bulunmaktadır. Bu yönüyle antlaşma, yalnızca iki devlet arasındaki savaşı sona erdiren bir belge değil; sonraki yüz elli yılın diplomatik dengelerini etkileyen önemli kilometre taşlarından biri olarak tarih sahnesindeki yerini korumaktadır.
Bu Dönemde Öne Çıkan Diğer Antlaşmalar;
- Aynalıkavak Tenkihnamesi (1779) – Kırım Düzeni
- Osmanlı-Prusya İttifakı (1790) – Avrupa Dengesi
- Ziştovi Antlaşması (1791) – Avusturya Barışı
- Kalas Antlaşması (1791) – Geçici Barış
- Yaş Antlaşması (1792) – Kırım’ın Kesinleşen Kaybı
- Trablus Antlaşması (1795) – Kuzey Afrika Düzeni
- Tunus Antlaşması (1797) – Fransız Etkisi
- El-Ariş Antlaşması (1800) – Mısır Meselesi
- Paris Antlaşması (1802) – Fransa Barışı
- Kale-i Sultaniye Antlaşması (1809) – İngiltere Dengesi
- Bükreş Antlaşması (1812) – Rusya Barışı
- Erzurum Antlaşması (1823) – İran Sınırı
- Akkerman Sözleşmesi (1826) – Rusya’ya Tavizler
- Edirne Antlaşması (1829) – Balkan Kaybı
- Türk Antlaşmalar Tarihi (1403-1936) – Tüm Antlaşmalar